M. Said Arvas

Dünya, rahatlık, huzur ve saâdet yeri değildir. Bir gün huzur bulsak, birkaç gün huzursuz oluruz. Bizim hiçbir sıkıntımız olmasa bile, sevdiklerimizin sıkıntıları bizi üzer... Bir adam, arkadaşına şöyle dua eder: "Allahü teâlâ sana hiç sıkıntı vermesin!" O da, "Sen benim ölümümü istiyorsun" diye cevap verir ve ilave eder: "Dünyada yaşayıp da sıkıntı çekmemek mümkün değildir..." Hasan-ı Basri hazretleri buyuruyor ki: "Dünyada rahatlık bekleme, dünya rahatlık yeri değildir. Şayet bir rahatlık görürsen, onu kârdan say, yolda para bulmuş gibi. Âdem aleyhisselam dünyaya sürgün olarak gönderildi. Terfi ederek, mükafat olarak gelmedi." Bir diğer tavsiyesi de şöyle: "Yarının sıkıntısını bugüne yükleme, her günün sıkıntısı kendine yeter." Dünya rahatlık yeri olsaydı, en çok, yaratılmışların en şereflisi Peygamberlere nasip olurdu. Halbuki, en büyük sıkıntıyı onlar çekmişlerdir. Hemen hemen hepsiyle alay edildi, hakaret edildi. Bilemediler, onlar, insanları ateşte yanmaktan kurtarıp, ebedi saâdete kavuşturacak yolları göstermek için gönderilmişlerdi. İkisini de ahirete bıraktı! Yüce Rabbimiz, çok kısa ve çabucak geçiveren dünya hayatını sevdiklerine mükafat olarak az gördü. Birkaç günün mükafatından ne çıkar. O'nu tanımayan ve O'na isyan edenlere de dünyadaki cezayı az gördü. İkisini de ahirete bıraktı. Yaptıklarımızın karşılığına dünyada kavuşsaydık, günahkârlara hayat hakkı tanınmazdı. Hayvanların mideleri dolu olarak doşlaştıkları bu dünyada, Peygamberler (aleyhimüsselam) aç dolaşmazlardı. Âdem aleyhisselâm asırlarca ağladı, çok gözyaşı döktü. Havva annemizle ikisi yalnız başlarınaydı bu dünyada. Bütün işler onlara kalmıştı. Onlar ekiyor, onlar suluyor, onlar biçiyor, onlar harmanlıyor, onlar öğütüyor, onlar pişiriyor... Onlara, bu işlerinde yardım edecek kimseleri yoktu. Çocukları dünyaya geldi, onlara sevindiler, dünyaya da yavaş yavaş alışıyorlardı. Çocuklar büyüdü, daha çok sevindiler. Dediler ki; "Artık bu ağır işleri çocuklarımız yapacaklar, biz de oturup rahatımıza bakacağız..." Nereden bilebilirlerdi ki, dünyada rahatlığın olmadığını!.. Bir oğlu (Kabil) diğer oğlunu (Habil'i) öldürdü. Bundan sonra rahat edeceğiz derken büyük üzüntüye girdiler. Bir oğulları katil, diğeri ise şehit olmuştu... Nuh aleyhisselam 950 sene kavmini hidayete davet etti. (O zaman insanların ömrü çok uzundu). İman edenlerin sayısı çok azdı. İman etmeyenlerden de ümit kesilmişti. Gemi yapması emrolundu, tufan olacaktı. 950 sene onlara zaman tanınması Rabbimizin bize ne kadar merhamet ettiğinin göstergesidir. Yoksa, on yirmi sene mühlet tanınırdı, sonra lâyık oldukları cezaya çarptırılırlardı. Gemi yapılırken kâfirler toplandılar. İçlerinden bazıları; "Peygamberliği bıraktın da marangozluğa mı başladın?" derken bir kısmı da; "Sen aklını mı kaçırdın bu gemiyi nerede yüzdüreceksin, hani su nerede?" diyerek alay ediyorlardı... Nuh aleyhisselam onlara şöyle cevap verdi: "Siz bugün bizimle alay edin, ama unutmayın ki bir gün gelecek, bu defa biz sizinle alay edeceğiz!" Ve nitekim öyle de oldu... İbrahim aleyhisselamı ateşe attılar, yakmak istediler, kendi öz ve biricik evladını kurban etmesi ile emrolundu. Bu çok ağır bir imtihan idi. Dense idi ki; birine kestir veya dağdan yuvarla parçalansın, yine bir derece kolaydı. Emir, "kendi ellerinle keseceksin" şeklindeydi... Yakup aleyhisselam en çok sevdiği ve en mübarek evladı Yusuf aleyhisselamdan ayrı düştü. Bu hasretle o kadar gözyaşı döktü ki mübarek gözleri kapandı... Yusuf aleyhisselam kuyuya atıldı, ölüme terk edildi, daha sonra köle olarak satıldı ve köle muamelesi gördü, peşinden zindana atıldı ve yıllarca hapis yattı... Musa aleyhisselamın Firavun'dan çektikleri malum; memleketinden çıkarılışı, yıllarca gurbette çobanlık yapması... Bir sabır timsali... Eyyûb aleyhisselamın hastalığı ve gösterdiği sabır dillere destandır. Kendisine iman eden birkaç kişi tekrar mürted oldular. "Peygamber olsaydı bunlar başına gelmezdi!" dediler. Hanımı yalnız kalmıştı, bir gün kendisine dedi ki: "Sen Allah'ın resûlüsün, dua edersen kabul eder; bir dua etsen, sen de kurtulursun bu sıkıntıdan biz de..." O da hanımına sordu: "Kaç senedir hastayım?" "Yedi senedir" diye cevap alınca tekrar sordu: "Peki kaç sene, sıhhat ve afiyetle hayat geçirdik?" Hanımı bu soruya "Yetmiş sene" diye cevap verince buyurdu ki: "Hastalığım da yetmiş seneyi bulsun o zaman dua etmeye yüzüm olur..." İsa aleyhisselamın barınacak bir yuvası bile yoktu. Peygamber efendimiz az mı iftiralara, sıkıntılara maruz kaldı. Çok sevdiği amcasını ve sevdiklerini şehit ettiler... Demek ki, dünya keyif sürmek, rahat etmek yeri değildir...