M. Said Arvas

İnsanlar sahip oldukları nimetleri çoğunlukla "az" görürler. Beğenmez ve daha "çok" olmasını isterler. Bir kimse İstanbul'un tapusuna sahip olsa, bununla yetinmeyip gözünü bir başka ilin de tapusuna diker. İnsanın gözünü ancak "toprak" doyurur. Bu husus şu beyitte ne kadar güzel ifade edilmiştir: "Altından ağacın olsa, gümüşten yaprak/Âkıbet gözünü doyurur bir avuç toprak..." Kanâat de olmayınca zengin olmak mümkün değildir... Bir adam İbrahim bin Edhem hazretlerine gelir ve kendisine bir cübbe hediye etmek ister. O da "Bir şartla kabul ederim. Zenginsen tamam, fakirsen kabul edemem!" buyurur. Adam da "ben zenginim" diye cevap verir. İbrahim bin Edhem hazretleri sorar: "Ne kadar servetin var?" O da "ikibin dinar" der. "Peki sen bunun dört bin olmasını ister misin?" O da "elbette" diye cevap verir. Bunun üzerine "Cübbeni kabul edemeyeceğim, çünkü sen fakirsin, daha gözün doymamış" diye karşılık verir... Fakat ne hikmetse; insanlar kendi akıllarını çok beğenir ve bununla yetinirler. Artırılmasını pek isteyen çıkmaz. Dualarında "Ya Rabbi aklımı artır!" diyen çok az insana rastlanır. Akıllar taksim edildiğinde, en çok kendisine verildiğini zanneder. En kıymetli insan Bir gün sevgili Peygamberimize (sallallahü aleyhi vesellem) sordular: "En kıymetli insan kimdir ya Resulallah?" Cevaben buyurdular ki: (Takvâsı en çok olan, ibadetlerini yapan ve haramlardan sakınandır.) Daha sonra; "En akıllı insan kimdir?" diye sorduklarında ona da şöyle buyurdular: (Ölümü en çok hatırlayan ve ölümden sonraki hayat için çalışandır.) Bir gün Peygamber efendimiz Ebudderda'ya (radıyallahü anh) şöyle buyurur: (Aklını artır, Rabbine yakın olursun.) Ebudderda hazretleri sorar: "Aklımı nasıl artırayım?" Ona da şöyle cevap verirler: (Fazları yapar, haramlardan sakınırsan akıllıca hareket etmiş olursun.) İnsanoğlu kendisine bahşedilen "akıl" ile dünyadaki diğer varlıklara hakim olabilmektedir. Hayvanlarda "akıl" olmadığından, hayatlarında bir değişme, bir gelişme olmamaktadır. Meselâ: İlk yaratılan karıncalar toprağın altında nasıl yuva yaptılarsa, bugünkü karıncalar da aynı işi yapıyor. İlk karınca da kendisinden büyük yük taşıyordu, elde ettikleri gıdaları yuvasında biriktiriyordu ve topladıklarının onda birini yiyemeden ilkbaharda yeryüzüne çıkıyordu. Bugünkü de aynı... İlk yaratılan arılar da; önce petek yapıyor ve peteğini de altıgen şeklinde meydana getiriyordu, daha sonra içini bal ile dolduruyordu. Bugünkü arının da yaptığı iş aynı... Fakat insanlarda durum çok farklıdır. Her geçen gün biraz daha ilerleme elde ediliyor. Yüz sene önce vefat etmiş bir kimse dirilip günümüz dünyasına baksa, hayretler içinde kalır, gözlerine inanamaz. Aklımızı kullanırsak dünyada da, ahirette de saâdete kavuşuruz. Tebâreke sure-i celilesinin şu ayeti kerimesi (meâlen) "Dediler ki; eğer bize anlatılanlara kulak verseydik ve aklımızı kullansaydık, bu azabı çekmezdik" her şeyi açıklıyor. Akıllı insan, ahiret hayatını dünya hayatından daha önemli görür. Birisi, geçici, fani, rüyâ gibi bir hayat, diğeri ise ebedi ve sonsuz. Akıllı adam, güzel bir hayat yaşamayı gaye edinir, kısa da olsa ömrünü iyi değerlendirir. Kendisine, ailesine, memleketine, milletine hizmet eder. Akıllı adam, dostunu düşmanını tanır. En büyük düşmanının nefis ve şeytan olduğunu bilir ve onlardan sakınır. Yırtıcı hayvanlar bile!.. Akıllı adam, kimseye zulmetmez, hele kendi cinsinden olan insanlara hiç etmez. Yırtıcı hayvanlar bile hemcinslerine saldırmazlar. Meselâ: Arslan, arslanların içinde arslan değildir. Kaplan, ininde kaplan değildir. Fakat insanlar çok acımasızdır. Yaptıkları nükleer silâhlar keklik avlamak için değildir, insanları öldürüyorlar. Hem de acımasızca. İkinci Cihan Harbinde elli milyon insanın öldürüldüğü söylenir. Bu rakam, Âdem aleyhisselamdan günümüze kadar vahşi hayvanların parçaladığı insan sayısından daha çoktur. ..... Bugün hicri yeni yıla girmiş bulunuyoruz. Tebrik eder, hayırlara vesile olmasını dilerim...