M. Said Arvas

Muharrem ayının onuncu (önümüzdeki cumartesi) günü "Aşûre Günü"dür. Bir önceki (cuma gününü cumartesiye bağlayan) gece de "Aşûre Gecesi"dir. Muharrem ayı Kur'ân-ı kerimde kıymet verilen "dört aydan" biridir. Aşûre Günü ve Gecesi de bu ayın içinde en kıymetli olanıdır. Bu ayda "oruç tutmak" çok sevap kazandırır. Peygamberimiz aleyhisselam Aşûre Günü oruç tutar ve tutulmasını emrederlerdi. Yahudilerin de bugünde oruç tuttukları öğrenilince; Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Onlara benzememek için seneye kalırsam, bir gün öncesi veya bir gün sonrasıyla beraber iki gün oruç tutacağım." Hadis-i şerifte; bu ayda oruç tutmanın fazileti hakkında şöyle buyurulur: "Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farz namazlardan sonra da en faziletli namaz gece kılınan (teheccüd) namazdır." Duaları kabul oldu Allahü teâlâ birçok duaları Aşûre Günü kabul buyurdu. Âdem aleyhisselamın "tevbesinin kabul olması", Nuh aleyhisselamın gemisinin "tufandan kurtulması", Yunus aleyhisselamın "balığın karnından çıkması", İbrahim aleyhisselamın "Nemrud'un ateşinde yanmaması", İdris aleyhisselamın "diri olarak göğe çıkarılması", Yakub aleyhisselamın "Yusuf aleyhisselama kavuşması" ve "gözlerindeki 'perde'nin kalkması", Yusuf aleyhisselamın "kuyudan çıkması", Eyyûb aleyhisselamın "hastalıktan kurtulması", Musa aleyhisselamın "Kızıldeniz'den geçip Fir'avn'ın boğulması" ve İsa aleyhisselamın "vilâdeti" (doğumu) ve "Yahudilerin öldürmesinden kurtulup 'diri' olarak göğe çıkarılması" hep Aşûre Günü olmuştur. Birçok peygamberin ve mü'minlerin kurtuluşu bu mübarek güne rastlamıştır. Hazreti Hüseyin radıyallahü anh bugün şehâdet şerbetini içerek Rabbine ve sevgili dedesine kavuşmuştur. Hazreti Hüseyin ve ağabeyi Hazreti Hasan radıyallahü anh, Medine-i Münevverede dünyamızı şereflendirmişlerdir. Mübarek dedeleri başta olmak üzere bütün sahabiler tarafından çok sevilmiş, takdir edilmiş ve el üstünde tutulmuşlardır. İslâm dini uğrunda pek sıkıntı çekmemişlerdi. Bu da onların derecelerinin Bilâl-i Habeşi radıyallahü anh, Ammar bin Yasir radıyallahü anh ve diğer imanları uğrunda "eza ve cefa"ya maruz kalanların derecelerinden daha düşük olmasına sebep olacaktı... Rabbimiz, buna razı olmadı. Onları çok sevdiğinden makamlarını yükseltmek için ikisine de "şehâdet" rütbesini ihsan buyurdu. Bu iki mübarek insanın "şehid" olmaları bizler için musibet gibi görünse de onlar için büyük nimet olmuştur. Bizler halen bu hadiseye üzülsek de, onlar dereceleri yükseldiği için kim bilir ne kadar sevinmişlerdir. "Salih kullarımdandı!" Musa aleyhisselam bir yerden geçerken, daha önce tanıdığı bir adama rastlar. Bakar ki; bu tanıdığı adamcağızı vahşi hayvanlar parçalamışlar. Bu zavallının vücudunun bir kısmı yenmiş bir kısmı da o şekilde terk edilmişti. Bunu gören Musa aleyhisselam taâccüb ederek. "Ya Rabbi, ben bu kulunu tanırdım. Çok salih bir kimse olup seni de çok severdi. Bu musibetin onun başına neden geldiğinin hikmetini merak ediyorum" dedi. Rabbimiz de buna karşı; "Ya Musa doğrudur. Bu kulum bizim salih kullarımızdan biri olup, bizi de çok severdi. Ancak, bizden çok yüksek makâmlar talep etmekteydi. Ne var ki; amelleri ise o makamlara çıkmasına kâfi değildi. Biz ona bu musibeti, onun istediği makamlara kavuşması için verdik" buyurarak bu işin hikmetini açıklamıştır. Böylece bizim gördüklerimizle, ilâhi maksat arasındaki fark anlaşılmış oldu. Bu mübarek Aşûre Gününde Yüce Rabbimizin sevdiklerine ihsan ettiği nimetleri bizlere de ihsan etmesini temenni eder, Aşûre gününüzü şimdiden tebrik ederiz...