M. Said Arvas

Hased (çekememezlik) manevi hastalıklardandır ve büyük bir günahtır. Felâk suresinde Yüce Rabbimiz "Hased ettiği zaman, hased edenin şerrinden kendisine sığınmamızı" emretmektedir... Hased, günahında hiçbir lezzet de yoktur. Diğer günahlarda geçici, aldatıcı lezzet olabilir. Zehirli bal gibi, ama bunda hiçbir tat yok. Hiçbir faydası da yoktur. Hased, başkasının sahip olduğu nimetlerin elinden alınmasını temenni etmektir. Dört kısma ayrılır. Birincisi: Sevmediği kişinin elindeki nimetler gitsin, varsın onun da olmasın. Bu, hasedin en kötüsüdür. İkincisi: Ondan alınsın kendisine verilsin. Bu da kötüdür. Üçüncüsü: Onun gibi kendisi de nimetlere kavuşsun fakat başka yerden. Başka yerden olmaz ise sonra ondan alınsın ister. Bu diğerlerine göre biraz ehven ise de gene de haramdır. Dördüncüsü diyor ki: Ey Rabbim bu kuluna verdiğin nimetlerini (makâm, mevki, para) bana da ver. Ama ondan alarak değil, başka yerden istiyorum. Bu, günah olmaz. İnsanın sıhhatini bozar Hased, çok kötü bir huydur. İnsanın sıhhatini bozar, üzüntüsünü artırır, amellerini yakar. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Ateşin odunu yakıp yok ettiği gibi, hased de sevâpları yer ve mahveder.) Dünyada rahatlık yoktur. Herkesin kendine göre bazı sıkıntıları vardır. Ya kendisinde veya sevdiklerinin birinde. Hased edenin ise sıkıntılarına ilave bir de hased ettiği kişi veya kişilerin kavuştukları nimetlerdir. Onların nimeti arttıkça, hasedcinin üzüntüleri de artar, huzur bulamaz. Daima sıkıntılıdır. Hased eden kişi Cenab-ı Hakka da itiraz ediyor. Diyor ki: Ey Rabbim! Bu adam, bu nimetlere lâyık değil, sen buna niçin bu kadar çok veriyorsun?!. Semada ilk işlenen günah haseddir. İblisin Âdem aleyhisselama yaptığı hased. Yeryüzünde de ilk işlenen günahtır. Âdem babımızın bir oğlunun (Kabil) diğer oğluna (Habil) yaptığı haseddir. Hased, iyileşmeyen bir yara gibidir. Herkesi memnun etmek mümkündür; yalnız hased edeni razı etmek zordur. Çünkü o nimetler elden çıkmadıkça razı olmaz. İbni Sirin buyuruyor ki: "Ben dünya makamı, mevkii ve serveti için hiç kimseye hased etmem. Düşünürüm; hepimiz bir gün öleceğiz, kabre gireceğiz. Kabir de, hadis-i şerifte buyurulduğu gibi; (Ya cennet bahçelerinden bir bahçedir veya (Allah korusun) cehennem çukurlarından bir çukurdur.) Nefsimin hased etmemi istediği bu adam da, bu ikisinden birine girecek. Eğer cennet bahçesine girecekse; bu elindeki nimetlerin ne kıymeti var ki kıskanayım. Cehenneme girecekse; onu kıskanmak değil ona acımak gerektir. Yani her hâlükârda; dünyanın geçici, fâni, bir gün bile devam edeceği belli olmayan hayatına hased etmemeliyiz!" Böyle bir hayatın nesini kıskanacağız... Hasan-ı Basri hazretleri de buna benzer bir örnek veriyor: "Rabbimiz, kendisine birçok nimetler verdiği kulunu ya seviyor, yahut sevmiyor. Seviyorsa; Rabbimizin sevdiğini ben nasıl sevmeyeyim. Sevmiyorsa, elindeki nimetlerin ne kıymeti olabilir, ta ki ona hased edeyim!.." "Bir kemik at da gör!" Hasedin ana kaynağı dünya sevgisidir. Bütün hataların başıdır. Hased, kibir, düşmanlık, kin hep bundan meydana gelir. Mevlâna Celâleddin rahmetullahi aleyh, Konya'da bir sokaktan geçerken ilkbahar mevsiminin güneşli bir gününde duvar dibinde iki köpeğe rastlarlar. Köpekler sarmaş dolaş uyuyorlardı, kollarını biribirlerinin boynuna dolamışlardı. Talebenin dikkâtini çeker ve Mevlâna'ya göstererek der ki: -Efendim ne kadar tatlı bir manzaradır, ne de çok birbirlerini seviyor bu köpekler, böylece uyuyorlar. Mevlâna hazretleri köpeklere bakar, tebessüm eder ve buyurur ki: -Kemik, olmadığı için böyle sarmaş dolaştırlar. Yanlarına bir kemik atarsan o zaman görürsün o dostlukları nasıl düşmanlığa dönüşecektir!..