Haftanın Sohbeti

M. Said Arvas

Kısa bir ömür ile, uzun bir ömür arasında fazla bir fark yoktur. Ebedi bir hayata nisbeten hiç sayılır... Gerçekten uzun bir ömür; ebedi saâdeti kazandıran ömürdür.
 
 
Yatağa girip gecenin sessizliği ile baş başa kaldığımızda, bütün bir gün boyunca düşünemediğimiz şeyleri düşünebilir ve o günün muhasebesini yapabilme imkânını bulabiliriz.
Bir sürü konuşmayla geçen günümüzün sonunda, ömrümüzün bir gün daha azalmış ve kabir kapısına bir adım daha yaklaşmış olduğumuzu anlarız.
Tek fırsat olarak insanlara verilen ve her saâti en kıymetli mücevherden daha değerli olan zamanımızı nasıl geçirdik? Kârlı mıyız, zararlı mıyız? Bunun hesabını her akşam yapmalıyız.
Kârlı isek, kârımızı nasıl biraz daha arttırabiliriz, zararda isek, bundan nasıl kurtulabiliriz? Araştırmalıyız.
Bir yanda medeniyet harikâları ve süratle gelişen teknik ve ilim dünyası, diğer yanda ise, her gün, her yaşta vefât eden yüz binlerce insan...
İlim, bu kadar ilerlemesine rağmen insan ömrüne bir şey ilâve edememekte, bilâkis ahiret yolcularının hızını ve vasıtalarını çoğaltmakla aczini itiraf etmektedir.
Yakın bir gelecek için projeler yapan, onlar için endişe duyan, uykularını kaçıran, kilo verip zayıflayan, kısacası istikbâl endişesi ile kıvranan insanoğlu acaba gerçek istikbâl için neler düşünüyor ve ne hazırlık yapıyordur?
İnsanın şiddetle muhtaç olduğu sonsuzluk arzusu karşısında, fani oyuncakların dünyayı yalancı cennete çevirmesi de boştur.
İnsan, yazdan sonra gelecek olan kışı karşılamaya ve tedbir almaya kendini mecbur bilip hazırlık yaptığı gibi, yaşamakta olduğu fani ve kısacık hayattan hemen sonra gelecek olan ölümü de karşılamaya hazır mıdır?
İnsan, madem fanidir, ömür bin sene de olsa bir gün bitecektir. Bin yıl ömür sürmüş birine hayattan ne anladığını sorarsak; büyük bir ihtimalle ve gülümseyerek hiçbir şey anlamadığını söyleyecektir. Bunca senelerin nasıl geçtiğini anlamadığını da ifade edecektir.
Kısa bir ömür ile, uzun bir ömür arasında fazla bir fark yoktur. İkisinin de sonu ölümdür. Ebedi bir hayata nisbeten hiç sayılır...
Gerçekten uzun bir ömür, ebedi saâdeti kazandıran ömürdür.
Meselâ, 20 yaşında ölen bir insan, şu kısacık ömründe Rabbinin rızasını kazanmış, cennete gireceklerle beraber olabilmişse; o kısa yaşamadı demektir. Ona "hayattan nasibi azmış" denebilir mi?
Bir adam da 100 yaşında ölmüşse ona da "Ne kadar çok yaşadı, bu zamanda bu yaşa kim gelebilir!" denir. O kimse ise eğer ömrünü boşuna geçirmişse, çok kısa yaşadı demektir.
O hâlde bize tahsis edilen ömür, ister uzun olsun, ister kısa onu değerlendirmeliyiz, boşa harcamamalıyız. Ebedi hayatı kazanmanın gayreti içinde olmalıyız...