Haftanın Sohbeti

M. Said Arvas

Zaman geçtikçe belki hasretimiz, üzüntümüz azalır diye kendimizi teselli ediyorduk. Bırakın azalmasını günler geçtikçe hasretimiz daha çok artmaya başlıyordu…
 
Bugün 22 Şubat 2018... Beş yıl önce yine böyle bir 22 Şubat günü (2013) merhum Enver Ağabey'imiz aramızdan ayrılmıştı... Zaman geçtikçe belki hasretimiz, üzüntümüz azalır diye kendimizi teselli ediyorduk. Bir de baktık ki; bırakın azalmasını günler geçtikçe hasretimiz daha çok artmaya başlıyordu…
Şimdiye kadar gördüklerimiz ve şahit olduklarımız böyle değildi. Her şey küçük olarak başlar sonra büyür... İnsanlar, hayvanlar, bitkilerin hepsi böyledir; yalnız musibetler hariç. Onlar büyük olarak gelir zamanla küçülür. Bundan dolayıdır ki hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Musibetlere sabretmenin kıymetli olanı ilk geldiği zamanda yapılanıdır.” İlk geldiğinde musibet büyüktür, sabretmek de çok zor olur. Bir iş ne kadar zor olursa onu başarmak da o kadar kıymetlidir. Bunun için demişler ki: "Akıllı adam başa gelen bir belaya ilk anda sabreder. Çünkü bir ay sonra nasıl olsa unutur ve sabretmeye mecbur olur. O, bir ay sonra yapacağını baştan yapar, çok rahat eder ve çok sevap kazanır..."
Enver Ağabey’imizi nasıl unutabiliriz ki?.. Yaptıkları ve konuştukları ile bize çok güzel şeyler öğretiyordu. Tanıyanlardan; ister sevsin, ister sevmesin herkes çok iyi bilir ki günümüzde onun gibi cömert görülmemiştir. İnsanlar almaktan zevk alırken o vermekten hoşlanırdı. Rabbimiz cömertlere dünyada da ahirette de büyük ihsanlar yapar. Dünya da insanlar da melekler de hayvanlar da onu sever; ahirette kavuşacağı nimetler ise hesapsızdır...
Yazımızı Enver Ağabey’imizin anlattığı bir menkıbeyle bitirelim:
"Cömertliği ile meşhur olan Hatem-i Tâi'ye 'sizden daha cömert birini gördünüz mü?' diye soruyorlar...  O da şu cevabı veriyor:
-Ben kendimi cömert bilirdim. Ancak bir genç gördüm. Uzak bir yerden gelmiştim. O gencin köyüne uğradım. Beni misafir etti. Yemek olarak bana et getirdi. Çok hoşuma gitti. 'Bu et niçin bu kadar lezzetli?' dedim. Genç, 'efendim afiyet olsun' dedi, gitti aynı etten bir daha getirdi... Bir müddet sonra bir daha getirdi... Bu durum dikkatimi çekti ve kendisine sordum. Genç şöyle izah etti: 'Efendim bizim dokuz keçimiz var. Geçimimizi bunlardan sağlarız. Hoşunuza giden bu eti temin etmek için hepsini kestim...'  Oradakiler Hatem-i Tai'ye 'siz ona ne verdiniz?' diye sorunca 'Ben de beş bin koyun verdim' diyor. 'Peki siz daha çok vermişsiniz, nasıl o sizden daha cömert oluyor?' 'Ben mevcuttan verdim, bende yine kaldı. Hâlbuki o hepsini verdi, kendisine bir şey kalmadı. Ben işte buna cömert derim' diyor..."
Enver Ağabey’imizi rahmetle anıyor, derecelerinin daha da yükselmesini temenni ediyoruz...