Haftanın Sohbeti

M. Said Arvas

Hristiyanlar gibi Noel kutlayan kimsenin varlığına şaşıyoruz!.. Kendi inançlarının gerektirdiklerini bırakan bir topluluk kendisine olan güvenini kaybeder.
 
 
Birkaç gün sonra, Milâdi takvime göre yeni bir yıla yani 2020'ye gireceğiz... Seneler ne de çabuk geçiyor... Kabir hayatına biraz daha yaklaştık... Yaşadığımız ve yaşayacağımız üç hayatımız vardır: Bir dünya hayatı, iki kabir hayatı, üç ahiret hayatı... Bu üç hayatın en kısa olanı hâlen yaşamakta olduğumuz, daha ne kadar yaşayacağımızın belli olmadığı dünya hayatıdır. En kıymetli olanı da budur. Çünkü üç hayatımızı buradan kazanmak zorundayız. Bunun için geride bıraktığımız bir senenin değil her saatimizin kıymetini bilmeli ve en iyi bir şekilde değerlendirmeliyiz...
Yeni senenin farkı sadece duvardaki takvimi değiştirmek olmamalıdır. Geride bıraktığımız ve bir daha ele geçiremeyeceğimiz altın değerindeki bir yılımızın muhasebesini yapmalıyız... Geçtiğimiz yılda iyi ve yararlı işler yaptıysak onları bu yeni yılda artırmalıyız. "Nasıl daha başarılı olabilirim, nasıl daha çok güzelliklere imza atabilirim?" düşüncesi bizde hakim olmalıdır.
Hatalarımızı da tesbit etmeliyiz, onları bir daha hiç yapmamaya veya daha az yapmaya şartlanmalıyız. Yeni yıl böyle kutlanır. Yoksa içki içmek, çam devirmek, evleri "Noel Ağacı" ile süslemek çılgınlıktan başka bir şey değildir. Her toplum, kendi dinine ve töresine göre yaşar ve yaşamayı sever. Bunun için de Hristiyanların; kendi takvimlerine göre, kendi mukaddes bildikleri günleri, gönüllerince değerlendirmelerini normaldir. Biz, bir taraftan Müslüman olduğunu söyleyip, diğer taraftan Hristiyanlar gibi Noel kutlayan kimsenin varlığına şaşıyoruz!.. Kendi inançlarının gerektirdiklerini bırakıp, kendi örf ve âdetlerini terk eden bir topluluk kendisine olan güvenini kaybeder. Taklidine çalıştığı insanları kutsal kabul eder. Bu da telâfisi mümkün olmayan yaraların açılmasına sebep olur. O millet artık yok olmuş demektir...
Bir adam çocuğuna dese ki: "Bak yavrum! Şu çocuk nasıl giyiniyorsa sen de öyle giyin, nasıl yemek yiyorsa sen de öyle ye, o ne yapıyorsa sen de aynısını yapmaya çalış"! Bunları duyan çocuk şöyle düşünür: Onlara benzemez isek hiçbir değerimiz olamaz!.. Şimdi söyleyin Allah aşkına! Bu çocukta kendine güven diye bir şey kalır mı? Dâima kendini bir "hiç" olarak görür, taklit ettiklerini ise üstün ve kutsal kabul eder. Bunun aksini hiç kimse iddia edemez. 
"Bir madde, bir sıvının içinde erimiş ve kaybolmuşsa, meselâ: Şeker veya tuz, suda erimiş ve yok olmuşsa, onu bazı kimyevi müdâhalelerle tekrar çıkarmak mümkün olur. Fakat bir millet erimişse, onu, hiçbir müdâhale tekrar ortaya çıkaramaz." Bir millet için bundan daha büyük bir zarar, daha korkunç bir tehlike olabilir mi?..