Meryem Aybike Sinan

 
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hitabeti muhteşemdir lakin edebiyat, sanat ve tefekkür içerikli konuşmaları fevkalade muhteşemdir. Dünyada şu an böylesine dil ve edebiyatın zenginliklerinden istifade ederek konuşan başka bir lider var mı bilmiyorum.
Önceki gün bir konuşmasında ünlü destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun “Meydanlar” şiirinden bir dörtlük okuyunca yüreğim titredi, gözlerim doldu, kanatlandım âdeta, keşke o şiirin devamını da okusa diye iç geçirdim:
“Şu yeryüzü er meydanı/Gönül sevmez her meydanı
Yüreksize yorgan döşek/Koç yiğide ver meydanı”
Bu şiir Elazığ’ın AĞA/BEY’lerinden ünlü destan şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’na ait. Bugüne dek iki Elazığlı sanatçı tarafından iki farklı tarzda bestelendi. Fatih Kısaparmak, yıllar önce, özgün müzik dediğimiz usulle besteleyip seslendirmişti. Sonra elinde sazı, dilinde niyazı olan bir Alperen Ozan Esat Kabaklı, bu şiiri koçaklama türünde besteleyerek yeni baştan yorumladı:
Geldiği gün kutlu çağrı/Bas titresin yerin bağrı
Doğudan batıya doğru/bir yay gibi ger meydanı”
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, sol kesimin bir şairi olsaydı şayet, şu an dağa taşa onun adını vermiş ve bütün şiirlerini ezberlemişlerdi. Dede Korkut hikâyelerini nazma çeken, Türk milletinin destansı kahramanlıklarını şiirlerinde Türk dilinin en güzel kelimeleriyle dile getiren, gerçekten de dev bir şairimizdir. Devlette esas olanın dedikodu değil, Kağan’a itaat olduğunu şu dizelerde ne güzel anlatır:
 “Dedem Korkut der ki evet/Vardır düğün, dernek, davet
Fakat Oğuzlarda devlet/Olmaz dedikodu ile”
“İç Oğuz’da dış Oğuz’da/Sözün sonu baş Oğuz’da
Hanlar Han’ı Bayındır Han/Olabilmez, dese bir an/Uçabilmez kuş Oğuz’da!”
Budur işte, Oğuz’un töresi böyledir…
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, hayatı boyunca kalemini Türk milletinin dününe, anına ve yarınına dair millî, yerli ve Türk’e has düşüncelerini ifade etmekle kullandı. Doğu Türkistan davasını ise hiç yalnız ve öksüz bırakmadı. Doğu Türkistan dergisini yıllarca bizzat kendisi yönetti…
Destan şairimiz, Tercüman gazetesinin 25 Kasım 1984 tarihli sayısında kendisiyle yapılan söyleşide bakınız ne diyor:
“Hiçbir şiir Ulubatlı Hasan’ın Bizans surlarına bayrak dikmesi, Genç Osman’ın kelle koltukta 'Allah Allah' diyerek Bağdat’a girmesi, Malazgirt’te Türk ordusunun kendisinden dört kat üstün düşman kuvvetlerine karşı zafer kazanması kadar güzel olamaz. Ben bunun için destana hayranım ve destan yazıyorum. Destan, insanın bir anlık duygulanması ile yazılabilecek bir şiir türü değildir. Geçmişe ait oldukları için araştırma gerektirir. Geniş bir dil ve tarih kültürü icap ettirir. Sabırlı ve çileli bir çalışma gerektirir. Bu yüzden, şairlerimiz, başlangıçta şiir yazmaya hevesleniyor fakat işin zorluğunu anlayınca bırakıyorlar...”
İddia ediyorum, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun bütün şiirlerini millî marş gibi okusak aykırı kaçmaz kesinlikle. Çünkü o, şiirlerini bu vatanın, bu milletin, bu bayrağın ve bu ezanın hakkı için kaleme almada zirveye ulaşmış bir millî ozandır.
Bir Alperen edasıyla Malazgirt Meydan Muharebesini “Malazgirt Marşı” adıyla şiirleştirerek millî bir ruh, manevi bir terbiye ile destanlaştırıp gümbür gümbür yeni kuşakların yüreğine seren Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu gibi zirve bir şairi talihe bakınız ki yine Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gündeme getiriyor.
“Aylardan ağustos, günlerden cuma/Gün doğmadan evvel iklim-i Rum’a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma/Yeni bir şevk ile gürledi gökler
Ya Allah, Bismillah, Allahuekber”
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun bir iki şiirinin ders kitaplarında olması gerekir diye düşünenlerdenim. İlk ülkücü şehitlerden olan Mürsel Karataş için kaleme alınan ve sanatçı Osman Öztunç tarafından da bestelenen “oğul” şiirinin bütün Türk gençleri tarafından bilinmesi ve ezbere okunması gerekir:
“Vatan oğul, bayrak oğul, devlet oğul, can oğul/Sevmek nedir, bunu bilen âşıklara bismillah/Bu oğullar Sümeyye can analardan doğdular/Rabbi yessir dileklerden beşiklere bismillah…
Bet yüzlüler, kem gözlüler hor bakarmış vatana/Biz tükenip yok olmadan, olmaz böyle şey oğul!”
Şairimizin bütün şiirleri millîdir, yerlidir, büyük Türk milletinin has sesidir. Buradan TRT’ye sesleniyorum, lütfen “Yedi Güzel Adam” kabilinden programlara devam edelim zira bu tür programların halktaki karşılığı oldukça büyük.
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Dilaver Cebeci, Abdurrahim Karakoç, Fethi Gemuhluoğlu, Ahmet Kabaklı gibi artık rahmet-i rahmana intikal etmiş şair ve yazarlarımızı da geniş kitlelere duyurmak, tanıtmak ve hatırlatmak vaktidir.
Zira bizi her anlamda millî ve yerli kaynaklarımız düze çıkarır!
Öyle değil mi?