Meryem Aybike Sinan

Biz öyle bir milletiz ki anaları, binbir emekle büyüttükleri oğullarını davulla zurnayla, eli kınalı askere gönderir. Daha beşikte iken dualarla kulaklarına fısıldanan ilk ninnilerde bile millî bir şuur ve anlayış vardır. O analar ki:
“Eledim eledim, höllük eledim/Aynalı beşikte bebek beledim
Büyüttüm, besledim asker eyledim/Gitti de gelmedi buna çare”
Türküsünü yakar, yakar yakmasına da diğer evladını da vatan savunması için cepheye göndermekte hiç tereddüt etmez. O analar ki “Şehit olmak her kula nasip olmaz, vatan sağ olsun” diyerek şehit düşen Mehmet’imizin ardından düşmana en büyük korkuyu salar zira şanlı tarihimiz belki okuma yazması bile olmayan ama gönlü irfan ve hikmet dolu fedakâr analarımız ve onların doğurduğu yiğitlerin yüzü suyu hürmetine destansı zaferlerle doludur.
Bu yüzden bizde ana “can”dır. Vatan da “ana vatan”dır. Bu nedenledir ki her ana Sümeyye Can’dır, Zübeyde Hanımdır. Mehmedimize taşıdığı mühimmat ıslanmasın diye battaniyesini saran ama kendisi donarak şehit olan Şerife Bacıdır. Her ana Nene Hatun’dur, Halime Çavuş’tur.
Tarih, Müslüman Türk anasının fedakârlık hikâyeleriyle doludur. Çocuk her şeyi önce ana diliyle öğrenir, vatanını sevmeyi, vatan uğruna ölmeyi ve destan yazmayı… Ana kucağında irfan ve hikmet yüklü terbiyeyle büyüyen çocuk, işte böyle yiğit Mehmet olur!
“İstikamet nereye?" sorusunu “Kızılelma’ya” diye cevaplayan o henüz yirmili yaşlardaki çocuğu böylesine konuşturan güç hiç şüphesiz aile ocağında tüten vatan sevgisi ve muhabbetidir. O anaya ne mutlu ki vatan savunmasına giderken düğüne gidermişçesine huzurlu, vakur ve cesaretli bir Mehmet’e ana olmuştur.
Yine bir haber bülteninde görüyorum. Genç bir askerimiz uzun yıllar değerli sanatçımız Mustafa Yıldızdoğan’dan dinlediğimiz türküyü nasıl da ta içten, yürekten, bütün kalbiyle seslendiriyor:
“Önce vatan, millet, sonra ana ve yar/Bu yolda savrulan birileri var.
Ezan dinmez diyen, bayrak inmez diyen, şehit ölmez diyen birileri var.”
Vatan, bayrak ve ezan aşkını bütün aşkların üzerine taşıyan bu kültür, bin yıllık kadim sevdamızdır ve bu topraklarda kalmamızı sağlayan yegâne güçtür. Hayme Ana ve Halime Sultan töresinin maya çaldığı bu ak topraklarda zaman çağlar üstü dolaşsa da bu kültür her dem yeniden mayalanmaktadır.
Dünyanın hiçbir yerinde savaşa gönderdiği yavrusunun avuçlarına, vatana kurban olsun diye kına yakan bir ana modeli yoktur. Ve yine vatan uğruna evladını toprağa veren ananın büyük bir metanetle “Vatan sağ olsun” deyişine rastlayamazsınız. Beşikteki bebeğini dualarla emzirip büyüten bu Sümeyye Can analardır değil midir ki her zorlukta koşup gelerek, vatana ana olan!
Kilis’te, Hatay’da anaların “kınalı kuzular” için nasıl da hummalı bir çalışmaya giriştiklerini herkes gördü. Artık bütün dünya görsün ki zaman değişebilir, şartlar değişebilir, mekân değişebilir ama Türk anası değişmez! Bu ülke eli kınalı, dili dualı anaların yüzü suyu hürmetine asırlardır hürdür, sonsuza kadar da hür ve payidar kalacaktır.
Afrin Operasyonunda gördük ki yeni kuşaklarda vatan ve millet bilinci üst seviyededir şükürler olsun. İ’lay-ı Kelimetullah, Nizam-ı Âlem, Türk Cihan Hâkimiyeti mefkûresinin dipdiri olduğunu ve bunun da genlerimizde saklı olduğunu ve zor zamanlarda bir cevher gibi parıldadığını gördük.
Bu duyguyu galiba en güzel dile getiren yine şairimiz Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu olmuş. Bakınız “Malazgirt Marşı” adlı şiirinde ne güzel anlatmış:
“Yiğitler kan döker, bayrak solmaya, 
Anadolu başlar, vatan olmaya... 
Kızılelma'ya hey... Kızılelma'ya!!!
En güzel marşını vurmadan mehter 
Ya Allah... Bismillah... Allahuekber”
Bir de...
Afrin Operasyonunda bir hususun altını çizmek istiyorum. Askerlerimizle yapılan röportajlarda bu gençlerin ülkücü sanatçılar Esat Kabaklı, Mustafa Yıldızdoğan, Osman Öztunç, Ahmet Şafak, Ali Kınık, Zafer İşleyen, Hasan Sağındık, Arif Nazım vb. sanatçıların eserleriyle beslendiklerini gördük. Askerlerimizin dilinde adını saydığımız sanatçıların eserleri vardı. Açıkçası gençlerimizin gönüllerini vatan aşkıyla mayalayan bu sanatçılara Devlet Hizmet Ödülü verilmesi gerekir diye düşünüyorum.
Sanatçı dediğiniz, münevver dediğiniz millî bilinci her dem canlı tutan kimsedir!
Bu sanatçılar bu kutlu görevi yıllar yılı en üst seviyede yerine getirmişlerdir. Belki bu sanatçılar cephedeki askerlerimize konser bile verebilirler. Nitekim tarih boyunca ozanlarımız da kopuzlarıyla savaşa katılmışlardır. Mehter de bu amaçla ortaya çıkmıştır zira. Geçtiğimiz gün Alperen ozanımız Esat Kabaklı “Organize edilirse, Mehmetçiğin her siperinde günlerce moral türküleri okurum… Şanlı Ordumun bugün yanımda olmayacaksam hangi gün olurum” diye bir de tweet atmıştı.
Neden olmasın, aslında çok iyi olur!
Öyle değil mi?