Meryem Aybike Sinan

Şeyh ül Muharririn…
Yani yazarların zirvesi, bilge yazar, yazarların üstadı demektir. Ahmet Kabaklı, Altaylardan Tuna’ya uzanan o sonsuz kültür ve medeniyet coğrafyasının Anadolu’daki adresi olup, engin bilgi, görgü ve irfanıyla Babıâli’de çığır açmış zirve bir isimdir.
Bir 8 Şubat günü Hakk’a yürüyen Ahmet Kabaklı, Türkolog kimliğinin yanında aynı zamanda bir hukukçudur. Bizim kuşaklar kendisini kısmen Tercüman ve daha çok Türkiye gazetesindeki köşesiyle hatırlayacaklardır. “Gün Işığı” köşesini unutmak mümkün müdür?
Türkoloji bölümünde kazandıkların mı yoksa Türk Edebiyatı dergisinden öğrendiklerin mi seni yetiştirdi diye kendime sorduğumda hiç tereddütsüz Türk Edebiyatı dergisi diyorum. Kırk yılı aşkın bir süredir kültür, edebiyat, tarih, folklor, Türk musikisi gibi alanlarda hizmet veren Türk Edebiyatı dergisi, bizler için âdeta bir mektep görevi yapmıştır.
Türk Edebiyatı dergisi, sol kesimin çıkardığı edebiyat dergilerine kafa tutacak tek dergi olmuştur yıllar yılı. Bu dergide kimler yazmamıştır ki… Necip Fazıl Kısakürek, Ayhan Songar, Dilaver Cebeci, Seyyid Ahmet Arvasi, Ergun Göze, Gürbüz Azak, Ömer Lütfi Mete, Cemil Meriç, Erol Güngör, Samiha Ayverdi, Abdurrahim Karakoç, Sevinç Çokum, Sezai Karakoç,  Arif Nihat Asya, Osman Yüksel Serdengeçti, Bekir Sıtkı Erdoğan ve daha kimler kimler…
Şimdi fikir ve irfan vadimiz onlarsız ne kadar da sönük ve yavan! Her biri bir gönül ve tefekkür denizi olan bu münevverlerin bir ikisi hariç neredeyse tümü, arkalarında takip edilecek izler bırakarak, rahmet-i rahmana intikal etmiş.
Ahmet Kabaklı, bir irfan deniziydi, zamanının bütün milliyetçi muhafazakâr isimlerini bir hale gibi etrafına toplayan bir deniz feneriydi her dem aydınlatan, yol gösteren. Basit ve kısır tartışmaların adamı değildi, o sırtını geleneğe yaslayan, Cemil Meriç’te ifadesini bulan “muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir geleceğe bağlayan bir köprü” idi, vakurdu, emindi, sadıktı, dosttu, akl-ı selim ve kalb-i selim idi.
Sultanahmet’teki Türk Edebiyatı Vakfında “Çarşamba Sohbetlerini” başlatarak kültürümüzde çok önemli bir yer tutan “muhabbeti” dostlar meclisine geri getirmiştir. Ahmet Kabaklı, “yâr ve yâran” idi sevdiklerine.
O, hakikatli bir dava adamı idi. En zor zamanlarda konuşmak önemlidir. İşte o, çok zor zamanlarda konuştu, davasının hep arkasında durdu, sağ kesimin bütün yazarlarına, şairlerine arka çıktı, onlara yol açtı, el verdi. Medyanın en centilmeni, en vakuru, en güler yüzlü adamıydı aynı zamanda.
Nevzat Yalçıntaş’ın deyişiyle, "Ahmet Kabaklı, bizim dünyamızın yıldız şahsiyetiydi." Ahmet Kabaklı, son asrın "Dede Korkut’u" idi. Devlet-i Ebed müddet mefkûresinin önemli temsilcilerinden biriydi. Aksiyoner bir mefkûre adamıydı.  
Türk Edebiyatına dev hizmetler yapmıştır. Beş ciltlik Türk Edebiyatı Tarihi, Temellerin Duruşması, Mabet ve Millet, Kültür Emperyalizmi, Yunus Emre, Mehmet Akif, Sultan’üş Şuara Necip Fazıl Kısakürek gibi sayısız eseri vardır. Tercüman ve Türkiye gazetelerinde yazdığı binlerce makale ile geniş kitlelere kültür ve irfan vadisinden güldesteler sundu…
Ahmet Kabaklı için yarın Türk Edebiyatı Vakfında bir anma programı düzenlenecek. 9-11 Şubat’ta ise Azerbaycan Bakü’de çeşitli anma programları tertip edilecek.
Şimdilerde Türk Edebiyatı Vakfı başkanı olan Serhat Kabaklı, Servet Kabaklı’nın Ağabeyi ve Alperen Ozanımız Esat Kabaklı’dan dinlediğiniz “Bil Oğlum” marşının da söz yazarı. Bu atalar yadigârı vakfı ve dergiyi geleceğe taşımaya gayret ediyor.
Ahmet Kabaklı Hocayı unutmuyor, unutturmuyoruz! Ruhu şad, mekânı cennet olsun...