Meryem Aybike Sinan

Birkaç gün önce bir alışveriş merkezinde dolaşırken mutat alışkanlıktan olsa gerek ilk karşıma çıkan büyükçe bir kitapçıya gayriihtiyari dalıverdim. Sevene kitabın böylesine çağıran bir kokusu vardır.
Her zaman yaptığım gibi acaba benim kitaplar da bu raflarda bulunuyor mu diye kitapları didiklemeye başladım. Ünlü bir marka olarak, bütün yayıncılardan eser kabul eden ancak belli bir dünyanın temsilcisi gibi davranan bu kitapçıda kitabım bulunsa dahi biliyorum ki görünür yerde olmayacak!
Hiç üşenmiyorum, tek tek kitap ve yazar isimlerine bakıyorum. Çok ilginçtir, hep aynı isimler, aynı kitaplar insanın gözüne gözüne sokuluyor. Algıda seçicilik dedikleri şey tam olarak insanların bilinçlerine böyle yerleştiriliyor demek ki. Yine de ümidimi diri tutmaya çalışıp, yüzlerce kitabın arasından kitaplarımı arıyorum...
Ben böylesine hummalı bir şekilde kitap karıştırırken iki üniversiteli genç kız gözüme ilişiyor. Kızlardan biri, rafların önünde yere oturmuş en alttaki kitapları inceliyor ve arkadaşına “Şimdi ne yapacağız” kabilinden bir şeyler anlatıyor. Hangi kitabı aradıklarını soruyorum. İkisi birden çaresiz bir şekilde hocalarının yeni neşredilen bir roman okumalarını istediğini ancak böyle bir kitabı seçmede kararsız kaldıklarını söylüyorlar.
Çocukların kültürle, sanatla, kitapla araları pek yok gibi. İlk bakışta gözüme Kırım asıllı yazar Serra Menekay’ın yazdığı “Şefika” adlı roman ilişiyor. Bu roman henüz çiçeği burnunda bir eser olduğu için kızlara tavsiye ediyorum. “Kitabı beğenmezseniz e-Posta’ma yazıp ‘Yaktın bizi’ diye sitemlerinizi bildirin” diyorum. Gülümsüyorlar. Kitabı kapıp gidiyorlar. Ne kadar da saf, samimi ve temiz çocuklar...
Prof. Dr. Necip Hablemitoğlu ve Dr. Şengül Hablemitoğlu’nun yıllar önce yazdıkları “Şefika Gaspıralı” isimli bilimsel çalışmayı okuduğumda açıkçası afallamıştım. Tam yüz yıl önce Türk ve İslam dünyasında böylesine donanımlı bir kadının yaşamış olması ne kadar ilginç gelmişti bana. Bizim ülkemizde kadınların henüz seçme ve seçilme hakkına sahip olmadığı yıllarda, Şefika Gaspıralı Kırım parlamentosuna milletvekili seçiliyor, öte yandan gazetecilik mesleğini icra ediyor, “Nisvan-ı Âlem” adlı ilk kadın dergisini neşrediyordu. Sonra Azerbaycan Başbakanı Nesib Yusufbeyli ile evleniyordu. Bolşevik ihtilalinin akabinde eşinin idam edilmesiyle büyük bir mücadele sonrası çocuklarını alıp Türkiye’ye göçüyordu.
Asıl mesleği tıp doktorluğu olan Kırım asıllı yazar Serra Menekay, Şefika Gaspıralı’nın destansı hayatını, Rus edebiyatına mahsus “Paralel Kurgu” tekniğiyle kaleme almış.
Romanı okurken, satır aralarında sürüklenip Kırım Akmescit’e gidiyor, Tercüman gazetesinin çalışmalarına şahitlik ediyor, Yusuf Akçura, İsmail Gaspıralı, Kırım ve Kazan Türklerinin sosyokültürel hayatlarının tam içine düşüyorsunuz… Yazar, romanın dilini akıcı, etkileyici ve sade bir üslupla kaleme almasına karşın zaman zaman içine bir miktar sol ideoloji zerk ederek tarafını belli etmeye çalışmış ki romanın en olumsuz tarafları da bu olmuş ne yazık ki!
Şefika Gaspıralı, sağ görüşlü, inançlı, millî duruşu olan bir kadın! Keşke bu yönü gözetilseymiş ve siyasi manevralara hiç gerek duyulmasaymış! Ancak eleştirilerimizi yaparken yazarın hakkını da teslim etmeyi borç biliriz. “Aluşta’dan Esen Yeller”, “İğne Oyası” “Kuşbakışı” adlı diğer eserleri de yazarın okunmaya değer eserleri olduğunun altını çizmek istiyorum.
Dün akşam üniversiteli kızlar,  e-Postama mektup atmışlar. Birkaç yeni kitap ismi daha istiyorlarmış! Anlaşılan Şefika’yı beğenmişler. Yeni neşredilen kitap isimlerini göndereceğim ancak şunu hiç unutmayalım ki:
“İyi kitap her dem yenidir!”