Meryem Aybike Sinan

Mart ayının en önemli günlerinden birisi de 8 Mart’tır! Bu önemli gün dâhil bir hafta boyunca kadına dair programlar yapılacak, toplantılar tertip edilip, kadın sorunları hakkında görüş beyan edilecek!
Muhtemelen en çok da “Kadına Şiddet” meselesi konuşulacak. Bütün kadınlar pirüpak ilan edildikten sonra bütün erkekler de "günah keçisi" kabilinden potansiyel suçlu kategorisindeki yerlerini alacak!
Neden böyle söylüyorum?
Bendeniz “Kadına Şiddet” meselesinin “İnsana Şiddet” başlığı altında tartışılması gerektiğine inananlardanım zira maddi ve manevi bütün baskılar, zor kullanmalar vb. tüm nahoş durumlar “şiddet” kapsamındadır.
Bu ülkede sadece kadınlar değil, erkekler de şiddet görüyor! Çocuklar, gençler, yaşlılar şiddet görüyor. Bir kadının bağırarak, hakaret ederek kocasını apartmana rezil etmesi şiddet değil midir? Bir yaşlı ninenin gelini tarafından söz ve davranışla tahkir edilmesi şiddet değil midir? Veya bir çalışanın amiri tarafından azarlanması nedir? O da şiddettir öyle değil mi? Peki ya bir genç öğrencinin sınıfta toplu alaya, aşağılanmaya maruz kalması şiddet değil midir? Anne ve babanın çocuklarına uyguladığı şiddetten hiç söz etmiyoruz bile! Esasında şiddetin kaynağını da tam olarak burada aramak icap eder sanırım.
Şiddetin bin türlüsü var ve herkes az çok bundan nasibini alıyor bir şekilde. Bu ülkede sokaklarda yürürken, trafikte, toplu taşıma araçlarında her an başımıza bir şeyler gelebilir, nitekim geliyor da!
“Kadına Şiddet”,  “Kadın Cinayetleri” hiç şüphesiz kabul edilemez, çok ağır ve travmatik bir hâl almış durumda lakin “Erkek Cinayetleri” de azımsanamayacak boyutlarda. Hiç yoktan öldürülen ne kadar çok erkek var!
Bizim bir “İnsana Şiddet” problemimiz var ve bunun ivedilikle çözülmesi, var olan sorunların giderilmesi, çözüm yollarının aranması ve özellikle çatırdayan aile kurumuna dikkatlerin çevrilmesi gereğine ihtiyaç var. Aile kurumunda sosyo kültürel ve ekonomik kökenli sıkıntılar var. Özellikle büyük metropollerde bu sıkıntıların baş gösterdiği ailelerde anne ve babaların çocukları üzerindeki denetimleri de maalesef sorunludur.
Birdenbire ne oldu da “İnsana Şiddet“ meselesi en önemli sosyal meselelerimizden birisi oluverdi? Bu soruya cevap aramak zorundayız. Temelinde “Sevgi, şefkat ve merhamet” gibi duyguların olduğu bir dinin mensupları ne oldu da böylesine öfkesini kontrol edemez hâle geldi!
İşte bakınız, her yerde birbirimize öfkeleniyoruz! Herkes, kavgaya hazır bir şekilde gardını almış bekliyor sanki! Azıcık sesiniz çatlak çıksın, azıcık sitem edin, azıcık kaşınızı çatın bakalım, muhtemelen kendinizi büyük bir tartışmanın ve kavganın başrol kahramanı olarak bulacaksınız. O nezaketli, hoşgörülü, aklıselim, kalbiselim sahibi insanları boş yere aramayın derim zira onlar neredeler inanınız ki bendeniz de bilmiyorum!
Hacı Bektaş-ı Veli, Makalat’ta ne güzel söylemiş:
“Öfke gelirse, akıl gider!”
Peki, ne olacak? Bu sorunun çözümü yok mu?
“İnsana Şiddet”, “Kadına Şiddet” “Çocuğa Şiddet” meselesi yine eğitimle çözülebilir. Kültür ve medeniyetimizin ana kaynaklarına dönerek, oradan feyiz alarak, pedagojik bilgiler millî ve yerli kaynaklardan revize edilerek bu mesele yeni baştan çok boyutlu bir yaklaşımla teşhis ve tedavi edilebilir.
Bu bağlamda kadına çok büyük görevler düşüyor. Kadın evine, eşine, çocuklarına, şefkatle, merhametle ve sevgiyle yaklaşmalıdır. Her şeye sevgisini katmalı, sabır ve hoşgörüyü bir ışık gibi etrafına yaymalıdır.
Dünyayı katlanılabilir hâle getiren kadındır. Kadın isterse bütün dikenlikler gül bahçesine dönüşür, bütün kötülükler iyiye ve güzele evrilir, hayat aydınlanır. Kadın evlerin bereketi, kokusu, hayat kaynağı ve sevincidir.
Zira kadın en müşfik varlıktır!