Meryem Aybike Sinan

Türk Milleti dışında istiklalini fasılasız koruyan bir başka millet yoktur.
Tarihçilerin deyişiyle beş bin yıllık Türk tarihinde bu millet, hiç esarete düşmedi, vatansız ve bayraksız kalmadı… Bu kadar hürriyetine düşkün bir başka millet tarihte görülmedi.
“İstiklal Marşı” Türk milletinin var oluş mücadelesinin, ezelî ve ebedî hürriyetinin, istiklalinin, yüreği vatan ve hürriyet ateşiyle yanan bir mütefekkir şairin milletine haykırışı, vatanını müdafaa mücadelesine çağlar üstü seslenişidir…
Mehmet Akif Ersoy, Millî Mücadelenin maddi cephesinde çarpışan Türk ordusuna manevi cephede, mana iklimine cesaret, umut, inanç aşılayan, millî iradeyi harekete geçiren, yazı ve vaazlarıyla çok büyük bir görev üstlenmiş faziletli bir dava adamı olduğu kadar bir mütefekkir, şair ve kahramandır.
Türk Kurtuluş Mücadelesinin en zor zamanlarında, toplumun ruhunda millî heyecan ve hareketi ateşlemek için Maarif Vekâleti'nce bir güfte yarışması düzenlenmişti ve bu yarışmaya Kemalettin Kamu, Kazım Karabekir, Hüseyin Suat Yalçın gibi pek çok tanınmış simanın da eser gönderdiği 724 güfte arasında, güçlü bir eser bulunamamıştı.
Mehmet Akif Ersoy, bu yarışmaya telif ödendiği için katılmamıştır! (Şimdiki sözde dava adamlarının yarım saatlik konuşma için ne denli büyük paralar istediğini göz önünde bulundurunca, Akif’in bu tavrına insan bugünün şartlarında hayli şaşırıyor tabii…)
Bunun üzerine Maarif Nazırı Hamdullah Suphi Bey, daha önce “Çanakkale Şehitlerine” adlı güçlü şiirinden dolayı Mehmet Akif Beye ricacı oldu ve Mehmet Akif Ersoy, 5 Şubat 1921 tarihli davet mektubunu okuduktan sonra Ankara’da Taceddin Dergâhında o beklenen, muhteşem şiiri bir gecede yazdı.
Hamdullah Suphi Bey, bu şiirin önce Batı Cephesinde okunmasına karar verdi. Şiir, asker arasında büyük bir heyecan ve beğeniyle karşılandı. Ardından 17 Şubat 1921 tarihinde, dönemin önemli gazetelerinden Hâkimiyet-i Milliye’de yayınlandı. Akabinde, Akif’in neşrettiği Sebilürreşat mecmuasında neşredildi.
Sıra dışı, taptaze bir dil ve üslupla vatan, hürriyet, istiklal, ezan, din, ezel, ebed, millet, Hakk, bayrak, ırk gibi kelimelerin etrafında çelikten bir yorumla bir bağımsızlık manifestosu sunuluyordu. Bu farklı bir yorumdu, Türk’ün tertemiz seciyesinde tarihî bir vesika olarak yerini alacak “İstiklal Marşı” idi.
Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı bu destansı şiir, 12 Mart 1921 günü, Gazi Mustafa Kemal’in başkanlığını yaptığı Meclis oturumunda, Maarif Nazırı Hamdullah Suphi tarafından okunduktan sonra ayakta alkışlarla karşılandı ve diğer yedi şiirin okunmasına gerek duyulmadı. 
Türk Milleti, marşını seçmişti…
Mehmet Akif Ersoy’un “Allah, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın” sözlerini asla bu millet unutmamalıdır!
Mustafa Kemal Atatürk, bu şiirde en beğendiği dizeleri şöyle açıklar:
"Bu marş, bizim inkılabımızı anlatır. İnkılabımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lazımdır. İstiklal Marşında, istiklal davamızı anlatması bakımından büyük manalar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal!
Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar, işte bunlardır. Hürriyet ve istiklal aşkı, bu milletin ruhudur. Tarihe bakın. Bütün milletlerin bir esaret ve hürriyetsizlik devri geçirdikleri bir hakikattir. Bizim kahramanlarımız, hürriyetini kaybedeceğini anlayınca nefsini ateşe vermiş ve küllerini bile düşmana teslim etmemiştir...”
“Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz,
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz.”
Diyen Mehmet Akif Ersoy’un Türk ordusuna armağan ettiği İstiklal Marşı’nın içeriğini de, neden ve niçin yazıldığını da asla ve kat’a unutmayalım, unutturmayalım!
Öyle ki ebediyete kadar daim ve kaim olsun inşallah...