Meryem Aybike Sinan

“Bir geldi mi ağır ölüm uykusu
Biter bu dünyanın dedikodusu”
                                               (Ömer Hayyam)
 
Mezarlıklar uhrevi âleme açılan kapılardır.
Bizim kültür ve medeniyetimizde kabristan ziyaretlerine ayrı bir önem verilmiştir. Özellikle dinî bayramlarda bayram sabahlarını müteakip mezarlık ziyaretlerine gidilir. Ahirete irtihal etmiş olan aile efratlarının mezarları ziyaret edilerek dualar edilir, Kur'ân-ı kerim okunur...
Ölüm, nefsimize ağır gelse de, ruhumuza elem ve ızdırap verse de biricik gerçeğimizdir. Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde ölüm için şu dizeleri düşer:
 
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?"
 
Mezarlıklara bu anlamda ayrı bir önem verilen Türk İslam medeniyeti her mezarın başına bir servi ağacı dikmek, etrafa çiçek ekmek ve mezarlıklarda ölülere nezaket için dikkatli yürümek gibi fiillere hassasiyet göstermiştir. Mezarlık kenarında yürürken durup bir Fatiha okumak bizim önemli mezarlık ritüellerimizdendir.
Ancak yine de taşrada bazı mezarlıklara itina gösterilmemiş ve yer darlığından definlere kapatılmış mezarlıklarda bir unutulmuşluk, bir özensizlik ve bir ilgisizlik kol gezer. Bir selvi gölgesinde güllerle bezenmiş bir mezarlığın verdiği huzur ne kadar ferahlatıcıysa, kurumuş otlara ve çalılara gömülmüş, uğrak yeri olmaktan çıkmış mezarlıklar o denli ürperti, elem ve keder verir…
Bu mezarlıklar için Yavuz Bülent Bâkiler bir şiirinde mezar ustalarına seslenerek şöyle der:
 
“Ey mübarek usta eller, gölgeler, güzellikler,
Bu taş yığınlarından ruhumuzu kurtarın.
Altında yatanlar bizimdir teker teker,
Üstü bizim değil mezarlıkların!”
 
Mezar taşları ise apayrı bir öneme haizdir. Mezarların baş tarafına konan ve müteveffanın âdeta kimliği olan bu kitabelerde çeşit çeşit söz, şiir, dua ve şerhler konduğunu görüyoruz.
Şu beyit en çok rastlanan beyitlerden biridir:
 
“Ziyaretten murat heman duadır
Bugün bana ise yarın sanadır.”
 
Bizim çocukluk yıllarımızda özellikle bayram sabahları mezarlıklar çok kalabalık olurdu. İnsanlar akın akın mezarlıklara uğrar, Kur'ân-ı kerim okur, dualar eder, çocuklara şeker, paralar verirlerdi. Bayram ziyaretleri o denli önemli ve özenliydi.
Sonra zaman geçti, bir şeyler oldu. Ne ölümüze ne de dirimize değer verir olduk!
Doğduğum şehir olan Malatya’da bizim mahalle mezarlığımız vardı ve evimiz bu mezarlığa çok yakın bir yerdeydi ve bu nedenle mezarlığı kavram olarak da mekân olarak da çok erken öğrenmiş biriydim.
O mezarlık hâlâ yerinde duruyor lakin yer kalmadığından defin işlemi uzunca zamandır yapılmıyor. O kabristan yemyeşil bir mahalle olarak yerinde dursa da orası artık ıssız ve sessiz bir mahalledir! Ne geleni ne de soranı vardır!
Bazen baba evine gittikçe bu duruma hüzünlenirim. Öncesini bildiğim için buna bir anlam veremem belki de. Akın akın gelen onca insan artık neden gelmiyor bu mezarlığa acaba? Ölüler de eskir mi ki? Burada yatanlar neden unutuldu? Biz de böyle kısa zamanda unutulacak mıyız? Sorular, sorular!
O ıssız ve sessiz kentlere bizleri de bırakacaklar günün birinde. Geride bıraktıklarımız “bir namazlık saltanattan sonra” bizden dualarını esirgeyecek mi? Ailemiz bile bizi unutacak mı dersiniz? Ektiğimizi biçer miyiz acep?
Cahit Sıtkı Tarancı ne güzel söylemiş oysa:
 
“Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.”
 
Mezarlıklarımızı ziyaret edip müteveffalarımızdan dualarımızı esirgemeyelim. Gençlerimize bunun önemini anlatalım, fiillerimizle hatırlatalım. Bu dünyanın fâni işleri bitmez… Artık biraz düşünsek mi bu mevzuu?