Meryem Aybike Sinan

Geçen gün aniden düştü aklıma.
Neden “Hikmet” adını taşıyan çocuklara artık rastlamıyoruz dedim içimden. “Hikmet” kelimesi kültür ve medeniyet dairemizin en hatıralı kelimelerinden birisi... Faydalı ilim, salih amel, işleri en doğru ve en uygun biçimde yapmak, eşyada gizli ilahi sırlar ve gayeler gibi anlamları da vardır. Ve bizim kültürümüz genellikle oğlan çocuklarına ve hatta kız çocuklarına isim olarak vermiş bu bilge kelimeyi...
Birçok anlamı olan kelime “bilinmeyen neden, gizine akıl edilmeyen, bilgelik” olarak tarif edilse de daha birçok anlamı vardır. “Hikmetinden sual olunmaz”, “hikmet ehli kimse” kabilinden deyimleri de hatırlamak lazım.
Ancak “Hikmet” hayatımızdan çıktığı için midir bilinmez uzun zamandır bu güzel ismin artık çocuklara neredeyse hiç verilmediğini görüyorum. Çocuklara verilen yeni nesil isimler arasında gerçekten bize hiçbir şey çağrıştırmayan tuhaf isimlere sıkça rastladığımız şu günlerde bu ismin hayatımızdan usulca çekilişi elbette hüzün verici ve düşündürücüdür...
Kutsal kitabımız Kur'ân-ı kerim (Nahl 16/125) "İnsanları Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle davet et” diyor.
Hikmetsiz hayat anlamsızdır, eksiktir, bereketsizdir.
Hikmetsiz hekimlik mesela, elindeki bütün imkânlara rağmen hâlâ şifa dağıtmada yetersizdir, fevç fevç hastalıklar ve hastalar artıyor! Hastane kapılarını yol eyledik. İlaçlar derdimize deva olmuyor çoklukla.
Hikmetsiz sanat, tesir etmiyor, söylenen, yapılan hiçbir sanat eseri ruhumuz erbabını yakalayamıyor, derunumuzda bir yer bulamıyor. Hikmetsiz sanatçı toplumun gönül kapılarını açamıyor…
Hikmetsiz para, pul, insanı tatmin etmiyor. Çok kazanıp az huzur buluyoruz. Elde edilen maddiyatın bereketi yok, geldiği gibi elden çıkıyor. Ne gönül ne de göz doyuyor hikmetsiz metadan!
Bir arkadaşım anlattı geçen gün. Babam tek maaşlı olan biriydi ama baba evinde yediklerimi, giydiklerimi, yaşadıklarımı şimdi daha fazla imkâna rağmen ben yapamıyorum, ne oldu anlamıyorum, dedi.
Hikmetsiz arkadaşlıklar, dostluklar güçlü olamıyor, zor zamanınızda etrafınızda, sağınızda solunuzda kimseleri göremiyorsunuz. Her şey öylesine yüzeysel, öylesine ön şartlı, öylesine pamuk ipliğine bağlı ve gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Hikmetsiz yuvalar, evlilikler nasıl da çatır çatır yıkılıyor. Her evlenen çiftin neredeyse yarısı yıl olmadan boşanıyor, tahammül edemiyorlar birbirlerine. Maddi sevgiler çabuk tükeniyor. Görüntüye dayalı sevgi, aşk, heves sönüyor birden bire! Oysa bu topraklar evliliği bir sonsuzluk pınarı gibi gören dedelerin, ninelerin sarsılmaz dağlar gibi izdivaçlarına tanıklık eden topraklardır. Peki bize ne oldu?
Hikmetsiz eğitim, bize vere vere diploma veren bir fiile dönüştü. Okul çıkışlarında hepimiz görüyoruz işte, bu çocuklar bizim, bu gençler bizim, hayatlarını hedonik hazlara adayan bir kuşak geliyor. Ne vardan, ne yoktan anlıyorlar. Test çözerken her şeyi çok iyi biliyorlar ama hayata dair hiçbir şeyi! Aşırı realist, aşırı natüralist bir zihne sahip bu gençlerin gönül kapıları, sonuna kadar kapalı! Hikmetsiz eğitim işte bu kapıları açmakta yetersiz kalıyor…
Hikmetsiz bilim, dünyevi hırslarla filim oluyor! Hakikati haykırmayan bir bilim insanı, hiçbir derdimize deva olmuyor. Bir İbn-i Sina, Farabi, Ali Kuşçu, İmam-ı Matüridi kabilinden çağlara seslenen ilim insanı niye yok? Hikmetsiz üniversite, hikmetsiz bilim bizi bir yere götürmüyor…
Hâsılıkelam, “hikmet” sözcüğünü bu topraklar yeni baştan keşfetmeli, yeni baştan hayatının merkezine almalıdır. Tıpkı tefekkür gibi... Bunlar bizim yitik hazinelerimizdir.
Her alanda ama her alanda hikmet ehli insanlara muhtacız.