Meryem Aybike Sinan

Kitap fuarı mevsimindeyiz... Kitap günleri, kitap fuarları gibi isimler altında ülke genelinde irili ufaklı sayısız etkinlik birbirini kovalarken bazı tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum zira sözlü ve yazılı medyada kitap gündemimiz olmasa da böyle bir gerçekliğimiz var şükür ki…
“Marifet iltifata tabidir/Metasız emek zayidir” diyen şairin bu sözlerini ne de haklı çıkarıyoruz bir bilseniz… Medyamız tek gündeme kilitli her daim. Kitap, kültür, sanat, tefekkür gibi gündemlerimiz hiçbir zaman olmuyor ve hatta haber fazlalığında ilk feda edilen haberler bu alanlar oluyor yazık ki!
Önceki gün “Kâğıttan Dünyaların Keşfi” sloganıyla geçen cumartesi açılışı yapılan Kocaeli Kitap Fuarı’ndaydım. “İstanbul TÜYAP Kitap Fuarı'ndan sonra en büyük kitap fuarı olma yolundaki büyük başarısını her zaman takdir ettiğim bu fuarın çok önemli konukları vardı.
Türkiye genelinde şöhreti bulunan pek çok isim bu fuardaydı ve Kocaeli İstanbul’a olan yakın mesafesini önemli bir avantaja dönüştürmeyi başarmıştı. Burada isim saymak istemiyorum ama her kesimden ünlü isimlerin bulunduğu bu yazarların büyük çoğunluğu en büyük ilgiyi gördükleri ve geniş kitlelere buralardan ulaştıkları hâlde, gelip misafir oldukları bu fuarlardan geri döndüklerinde nedendir bilinmez bu etkinliklerden bahsetmezler.
Hâlbuki bu güzel ortamların oluşturulmasında emeği olan yüzlerce insan emeklerinden söz edilmesini, yukarıdaki amir ve yöneticilerine küçük de olsa bu başarılarının görüldüğüne dair veri sunmak isterler. Bu fuarlara çok ciddi emekler verilmesi yanında önemli miktarlarda para yatırıldığının da altını çizmek isterim.
Ama gelen ünlü yazarlar daha İstanbul sınırında ne görürlerse görsünler Anadolu’yu oracıkta hemen unutuverirler! Çok uzun ve yorucu mesailerin altında bitap düşen yüzlerce kimsenin bir küçük iltifatla nasıl yorgunluklarını unutacaklarını asla bilemezler, düşünemezler!
Kocaeli Kitap Fuarı için Büyükşehir Belediyesine teşekkürler ve tebrikler…
 
BİR HUSUS...
 
Bazı isimlerin Türkiye genelinde belediyelerin kadrolu yazarı ve sanatçısı gibi muamele gördüklerini biliyorum. Büyük paralar alıp bir iki fasit dairenin etrafından dönüp duran bu sırtı kalın kimseler bu ülkede kültür ve sanatın önündeki en büyük engellerdir aslında. İsim vermiyorum zira şimdi birçok okuyucunun zihninden o isimlerin film şeridi gibi geçtiğini biliyorum.
Mesleği tarih olmayan, tarih konusunda hiçbir akademik eğitimi olmayan pek çok kimsenin bu aziz millete tarihçi diye tanıtılması ayıptır, yazıktır, günahtır ve tek kelimeyle rezalettir!
Kültür ve tefekkür dünyamızda çok ciddi çelişkiler ve sorunlar var.
Hâlâ kendimizi tazelemek için dönüp iki kuşak önceki yazarların eserlerinden istifade yolunu tercih ediyorsak burada zaten ciddi bir aydın ve münevver problemimiz var demektir. Mesela neden bir Seyyid Ahmet Arvasi, Erol Güngör, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı vb. seviyesinde ve ağırlığında fikir ve düşünce adamlarımız yoktur?
Bu isimler de belediye belediye geziyorlar mıydı, onların da menajeri var mıydı dersiniz? Ah keşke gezselermiş, şimdi tefekkür dünyamız böyle sığ ve verimsiz olmazdı!
Bir belediyede önemli bir görevde bulunan bir arkadaşımız anlatmıştı. Toplumda çok ciddi karşılığı bulunan bir isim, ilgili şehre çağrıldığında tam olarak yirmi beş maddelik bir sözleşme ile el sıkışmış. Bineceği arabanın Mercedes olması dahi yazılıymış bu sözleşmede! Pesss...
Böyle adamlarla büyük fikirler inşa edilemez ve yine böyle isimlerden dava adamı olmaz. Böyle adamlarla çetin yollar da aşılmaz! Vesselam...