Meryem Aybike Sinan

24 Haziran yaklaştı, hepimiz seçimlere odaklandık. Özellikle de aday listelerine...
Bugün bütün partiler, ince eleyip sık dokuduktan sonra, aday adayları arasından belirledikleri adaylarını Yüksek Seçim Kurulu’na göndermiş olacaklar. Bu listelerdeki kadın ve genç oranından ziyade açıkçası liyakat, ehliyet, kabiliyet ve güvenirlik gibi zaviyelerden bu meseleye bakıyorum.
İnşallah kadın aday tercihleri, birtakım kıstaslara göre yapılmıştır diye umuyorum. Hemen her şehirde adaylar konusu gündeme geldiğinde, hemen her zaman bir “kadın vekil kontenjanı” meselesi tartışmaya açılır.
“Kadın vekil kontenjanı” ifadesini sevmiyorum. Bir listedeki aday adayları arasında erkeklerden daha iyi bir öz geçmişi varsa, liyakat, ehliyet ve kabiliyette erkek adaylardan daha iyiyse, şehirde bir karşılığı varsa şayet listenin tümü kadın olsun efendim, diyenlerdenim...
Ancak bunun tam tersinin de olmasını savunuyorum. Bir kadın sırf kadın olduğu için, aday adaylığı başvurusunu yaptı diye, babasının soyadı bilindik diye, kocası bilmem kim diye, zengin diye, anlı şanlı diye de vekil yapılmamalıdır. Şık giyinme yarışı içine girip, sadece açılış ve kapanışlarda kurdele kesen, sosyal medyayı haber muhabiri gibi kullanıp "şuradayız, şunu yapıyoruz, şu şunu dedi, bugün şu arkadaşım beni ziyaret etti” kabilinden paylaşımlar yapan vekil profili (işinin ehli vekilleri tenzih ediyorum) ne kadar da sıkıcıdır...
Siyaset ciddi bir iştir. İdeolojik duruşu olan bir uğraşıdır. “Dava” sözcüğünün içini doldurmayan ancak her konuşmasında bu sözcüğü ağzına pelesenk yapan çok kadın vekil tanıdık. Hangi dava, dava nedir, biraz içerik lütfen dediğimizde susan bu tipten kadın vekildense, gümbür gümbür davasını anlatan, halkla bütünleşen, dava dediği ideolojisinin hakkını veren erkek vekili tercih ederim.
Kadın vekil denince benim örnek vereceğim bir kadın vekil vardır. Azerbaycan milletvekili Ganire Paşayeva… Ganire Hanım'ı ne vakit dinlesem, gözlerim dolar. Müktesebatıyla, ideolojisiyle, davasıyla tek başına bir Türk dünyası meclisi gibidir Ganire Paşayeva.
Geçtiğimiz gün Kocaeli Kitap Fuarına gelmişti.
“Canım gardaşım, ben geldim, seninle görüşmek istiyorum” deyince âdeta koştum... Her zamanki zarafetiyle, olgunluğuyla ve sevecenliğiyle karşıladı beni. Vakit nasıl geçti anlamadık zira Bosna’dan Doğu Türkistan’a, Kudüs’e, Mısır’a kadar binlerce derdi vardı Ganire Hanım'ın.
Konferansta bir üniversiteli, Avrupa Parlamentosundaki bir konuşmasına atıfta bulunarak “Türkiye’yi savunduğunuz için teşekkür ederiz” deyince verdiği cevap ilginçti:
“Ben sadece Azerbaycan’ın değil, bütün Türk dünyasının vekiliyim, Türkiye yoksa Azerbaycan nasıl olur, Türk dünyası nasıl ayakta durur, biz büyük Türk milletiyiz!” 
Bir mefkûresi, bir Kızılelma’sı, bir davası olan gerçek bir vekil duruyordu karşımda... Bir saati aşkın süren konuşmasında Türkiye’yi anlattı. Türk ve İslam dünyası için Türkiye’nin öneminden ve Türkiye’ye bütün Türk dünyasının nasıl bağlı olduğundan coşkuyla söz etti. Darısı bizim Meclis'in başına.
Hasılıkelam kadının 'dişiliğinden' ziyade 'kişiliği' esas alınmalıdır. Verimsiz olacak, yağlı kuyruk mesaisi yapacak, süslenip püslenip, açılış ve kokteyllerde kurdele kesecek, haber muhabirliği yapacak kadın vekil profilindense, hangi partiden olursa olsun ümidimiz odur ki yeni Meclis'te ilim ve irfanıyla, müktesebatıyla, bir mefkûresi ve davası olan bilge kadınları görürüz.
Çünkü kadın hayatın mayasıdır...
Hakikatli bir kadın milletvekili, Meclis'in nezaketi, nezaheti, hilmi, vicdanı ve merhameti olur, olmalıdır. Öyle değil mi?