Meryem Aybike Sinan

24 Haziran önemli bir eşik…
Ya Fenole’nin örgüsü gibi yine başa saracağız ya da kaldığımız yerden daha güçlü, daha emin ve daha büyük adımlarla millî ülkümüze doğru yol alacağız.
“Uzun yıllar önce sanırım Türk Edebiyatı Dergisinde okumuştum. Fransa'da uzak bir dağ köyünde, Fenole adında genç bir kız yaşarmış. Bir gün büyük bir savaş çıkmış ve nişanlısını askere almışlar. Aralarında öylesine büyük bir aşk varmış ki ayrılık çok zor gelmiş. Fenole, her genç kız gibi dantel örermiş. Nişanlısı elindeki danteli gösterip 'bu dantel bittiğinde geleceğim' diye söz vermiş.
 Söz bu… Öyle şimdiki âşıkların sözüne benzemezmiş. Fenole, itina ile dantelini örmeye devam etmiş.
Büyükçe bir yatak örtüsü bu... Aylar sürmüş. Nihayet dantel bitmeye yüz tutmuş. İçindeki kuşku fırtınası esmeye başlamış birden. Hisleri bu savaşın uzayacağını söylüyormuş… Kızcağız dantelini sonuna kadar sökmüş. Bu, yıllarca böyle biteviye devam edip gitmiş. Danteli birkaç ilmek bitmeye yakınken, sonuna kadar söker, yeniden başlarmış... Nişanlısı mı? Hiç gelmemiş. Ama dantel de Fenole ölünceye kadar hiç bitmemiş...”
24 Haziran, Türkiye için hayati derecede önemli bir dönemeç. Fenole'nin örgüsü tam da bitmiş derken elimizde sökülmüş örgü yumağını bulmamak için Cumhur İttifakı bu seçimleri mutlaka kazanmak zorunda…
“Büyük Türkiye” bu ülkeyi aşk derecesinde sevenlerin biricik ideolojisi hâline geldi. MHP lideri Dr. Devlet Bahçeli’nin yerinde ve zamanında yaptığı çıkışla farklı bir iklim oluştu ve kendini demokrat, milliyetçi, muhafazakâr olarak adlandıran büyük bir Cumhur İttifakı aynı mefkûrenin etrafında toplandı.
Cumhur Hareketi aynı zamanda bir vatan hareketidir. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarında tek derdinin “Yarınki Büyük Türkiye İdeali” olduğunu görüyorum. Geçen gün Cumhurbaşkanımızı dinlerken büyük mütefekkir Nurettin Topçu’nun “Yarınki Türkiye” kitabını ve bu çerçevedeki fikirlerini hatırladım nedense.
Nurettin Topçu’nun eğitimden, ekonomiye, kültüre, dine, sanata, bilime, tarihe ve felsefeye dair düşünceleri orijinaldir, taklit ürünü değildir, yerlidir ve yarınki Türkiye’nin inşasında mutlaka dikkate alınası fikirlerdir.
Nev-i şahsına mahsus bir bilim adamı olan Topçu’nun yıllar önce tohumlarını attığı “Yeni ve Büyük Türkiye” ilintili fikirlerinin bu mümbit topraklardan filizlendiğini ve artık hayata geçmekte olduğu izlenimi uyandı bende. 
Yepyeni ve taptaze bir Türkiye vAKti, zamanın kadranında yerini aldı ve belki de hedefe varacak yürüyüşün son adımlarını atıyor Türkiye.
Nurettin Topçu da bir Türkiye sevdalısıydı. Şu anekdot ne kadar önemlidir:
1934 yılıdır. Nurettin Topçu Strazburg Üniversitesinde hazırlayıp kabul ettirdiği doktora tezini (Conformisme et révolte/İsyan ahlakı) Paris’te Sorbon Üniversitesi’ne verir. Sorbon Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından birinci seçilir. Sorbon Üniversitesi tarihinde, felsefe doktorası verip derece yapan ilk Türk öğrenci Nurettin Topçu olmuştur. Üniversitenin geleneklerine göre en iyi dereceyi alanlar mutlaka ödüllendirilmektedir. İşte başarısı üzerine de yetkili profesör kendisine sorar:
-Tebrik ediyoruz! Alacağınız ödülün tercih hakkını da size bırakıyoruz.
-Nasıl yani?
-Efendim bir altın saat mi? Amerika veya kuzey Avrupa’ya mavi bir yolculuk mu? Hangisini tercih ederdiniz?
İşte bu haysiyetli ve hassasiyetli insan kendinden emin ve kararlı olarak cevap verir.
-Hiçbiri değil!
-O zaman ne istiyorsunuz?
-Sorbon Üniversitesinin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum.
-Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir.
İşte Türkiye sevdası böyle bir şeydir...