Meryem Aybike Sinan

Günlerdir bir “Kıraathane” tartışmasıdır gidiyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde bir konuşmasında “Millet Kıraathaneleri" adını taşıyan projesinden söz etmişti. Muhalefet liderleri hep bir ağızdan “vay efendim sen milleti kahvehaneye mi toplayacaksın, bu milleti oturmaya mı teşvik ediyorsun, kahvehane kuruyor kahvehane, buna ne gerek var, zaten Anadolu’da binlercesi var” kabilinden yığınla eleştiri getirdi.
Açıkçası bu eleştiriler karşısında hem üzüldüm, hem şaşırdım hem de bu bilgisizliğe pes dedim. Belli ki bu liderler Sayın Cumhurbaşkanının bahsettiği “Kıraathane” meselesini kavramsal anlamda bilmiyorlardı. Hatta yakın tarihi, yani elli altmış sene öncesinden bile bihaber idiler.
Bazı kelimelerin arkasında büyük bir kültür, medeniyet ve tarih vardır. Bizim kültür ve medeniyet tarihimizde “Kıraathane” denince, azıcık tarih, edebiyat, kültür ve siyaset tarihi bilgisi olanların aklına hemen “Küllük” veya “Marmara Kıraathanesi” gelir.
Kültür, tarih, medeniyet konusunda bu liderler, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile aşık atamazlar. Bilgi sahibi olsalardı şayet bu “Kıraathane” mevzuunu böylesine sulandırmazlardı sanırım.
Önce “Küllük” sonra “Marmara” kıraathanesi adını alan bu kültür, siyaset, edebiyat ve düşünce mahfili nerede hizmet veriyordu peki? Beyazıt’ta, Beyazıt Camii'nin yanı başında bulunan bu mekân Türk edebiyat, tarih, siyaset, bilim ve düşünce dünyasının en önemli yıldız isimlerini bir ocak başına toplayan bir mahfildi.
İşportacısından, öğrencisine, öğretmenine, işçisine, çiftçisine, yazarına, şairine, ilim adamına, gazetecisine, siyasetçisine kadar toplumun bütün katmanları bu kıraathanede bir arada gönül gönüle fikir ve düşünce teatisinde bulunuyorlardı. Marmara Kıraathanesi çok boyutlu bir kültür ve medeniyet muhiti olmuştu. Ve bu muhitten memleket meselesini düşünen, “Büyük Türkiye” idealinin tohumlarını atan bir irfan ve gönül ehli yetişmiştir.
Marmara Kıraathanesi, bakınız kimleri misafir etmiş uzun yıllar:
“Mükremin Halil Yinanç, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Sezai Karakoç, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Ali Fuat Başgil, Tarık Buğra, Osman Turan, Nihal Atsız, İbrahim Kafesoğlu, Hasan Basri Çantay,  Nurettin Topçu, Ziya Nur Aksun, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Mehmet Niyazi Özdemir, Nevzat Yalçıntaş, Mustafa Necati Sepetçioğlu da oradaydı… Rasim Cinisli, Sadettin Ökten, Erdem Bayazıt, Ergun Göze, Ahmet Kabaklı, Üstün İnanç, Dursun Gürlek, Gürbüz Azak gibi isimlerini sayamayacağımız daha nice yıldız isim, bu mekânın müdavimleri arasındaydı…
Arkalarında derin izler bırakan Marmara Kıraathanesi müdavimlerinin “Büyük Türkiye İdeali" etrafındaki fikir ve düşünceleri bugün Türkiye’ye yön ve şekil vermektedir. Marmara Kıraathanesi, “Kıraathane” kavramının tam karşılığıdır. Akşamları kurulan “sohbet halkalarında” her kesimden nice insan, dönemin yıldız isimlerinden feyz alarak kendini geliştirme imkânı bulmuş dolayısıyla bu platform âdeta bir üniversite, okul hüviyeti görevini ifa etmiştir.
Nezaket, nezahet, letafet, fikir ve düşüncenin harman olduğu bu mahfilde özellikle “Millî kültür, birlik ve beraberlik ülküsü, günlük siyaset, memleket meselesi, edebiyat, tarih ve dinî mevzular” konuşulur ve tartışılırdı.
Marmara Kıraathanesi, “Halk Akademisi” kabilinden bir harekettir. Hem edebiyat fakültesi, hem tarih fakültesi, hem siyaset akademisi hem de bir kültür ve irfan muhiti olan bir platformdu...
Böylesine kavramsal bir karşılığı bulunan "kıraathane", oyun oynanan, boş boş oturulan kahvehane değil, bir kültür ve düşünce muhitidir. Hasılıkelam “Millet Kıraathanesi” meselesinin kavramsal olarak anlamı budur. Böyle bir muhite olan özlemdir, inanç ve arzudur...