Meryem Aybike Sinan

Merhum Fethi Gemuhluoğlu, “İnsan gönülden ibarettir!” der.
Peki, gönül nedir, gönül neyden ibarettir acaba? Bütün kâinatı içinde barındıran gönül coğrafyamızda gezintilerimiz hangi merkezdedir, biz insanlar bu gönül cumhuriyetinin hangi bölgelerinde geziniyoruz? Mesela gönül, irfan denen o pahalı inciyi nerede bulundurur? İrfan, o kıymetli yitik hazinemizin hâli pür melali nedir?
Tuhaf bir zamanda yaşıyoruz. Her birimiz bu tuhaf zamanın ne içinde ne de dışında mutluyuz. Yaşamak bir vazifedir telakkisiyle bu gönülsüz dünyanın eteklerinin kıyısından, ucundan tutunmaya, çekiştirmeye mecburuz belki de…
Fethi Gemuhluoğlu, bugün yaşasaydı, bugünlerin keşmekeşi içinde bocalayan insanları ve bu çağ insanının önceliklerini görseydi ne söylerdi bilmiyorum ancak çok şaşıracağını düşünüyorum…
Hayli zamandır cemiyet hayatımızda irfani anlamda bir yokluk ve fetret dönemi kol geziyor. Gönül ve irfan cephesinde bir şeylerin ters gittiğini hep söylüyorum, söyleyeceğim. Diplomaların yetersiz kaldığı bir demdeyiz. Bir şeyleri zahiren ve madden bilmek yetmiyor! Muhakeme, mütalaa ve muhasebe yapma kabiliyetini yitirme noktasındayız.
Her şey çok basit artık. İnsanlar hayal kurmayı dahi bıraktılar neredeyse. Çünkü her şey -zamanın tabiriyle- bir tık ötede! En basitinden unvan ve payeler bile öylesine kolay veriliyor öyle kolay pay ediliyor ki! Mesela:
Üç beş şiir yazana şair denilmiyordu hiç kuşkusuz. Şimdi sosyal medyaya sorarsanız herkes şair, yazar ve düşünce adamı! Üniversite diploması olmayan kendine uzman diyor, sosyal medya uzmanı, evlilik uzmanı, iletişim uzmanı vs. Kıvır gitsin, yalandan kim ölmüş?
Yazar olmak, yazar payesini almak böyle kolay değildi bir zamanlar. En az üç kitabı olmayana müellif bile denmiyordu. Şimdi bir tweet yazan, bir sosyal medya iletisi yazan, kendini yazar sanmaya başladı öz güven cüretkârlığı ile yüzsüzlük baş başa yürüyor!
Medeniyet kavramının içi boşaldı. Oysa medeniyet yürüyüşü uzun ve yorucu bir yürüyüştür! Bu uzun soluklu medeniyet yürüyüşünün tarifini bakınız Necip Fazıl, nasıl tarif ediyor:
“Bu cemiyetin hassasiyet kalitesi Fuzûlî’de,
 Ustalık ve estetiği Bakî’de,
 Kuru mantık ve aklı Nabî’de,
 Belâgât ve tezyîfi Nefî’de,
 Şîve ve zarâfeti Nedim’de,
 İrfan ve inceliği, Şeyh Galip’te...
İncelik ve mukayese Yahya Kemal’de…
Ve bu şartların hepsi başka başka mikyas ve kıratlarda hepsindedir.”
Bütün bu irfan erlerini bilmeden, onları okumadan, onların ruh iklimlerinden feyiz almadan münevver olamazsınız, aydın olamazsınız hiçbir şey olamazsınız! Yani böylesine bir medeniyet telakkisi olmayan insanların -sosyal medyada üç beş takipçisi var diye- kendilerine farklı bir ayrıcalık vehmetmesi gerçekten de enteresandır ve biz artık bu tiplerden sıkıldık galiba.
“Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir geleceğe bağlayan köprü olmak isterdim’' diyen Cemil Meriç’ten mazi ve ati ilişkisini öğrenemeyen;
 “Değişerek devam etmek, devam ederek değişmek” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Doğu-Batı telakkisini algılamayan;
 “İnsan gönülden ibarettir” diyen Fethi Gemuhluoğlu’nun gönül tarifini iliklerine kadar hissedemeyen bir aydın, olsa olsa kenara dantel olur…
Cemiyet hayatına sirayet eden bu yavanlık böyle giderse şayet, bizleri bedevileştirmekle kalmayacak, maddi, manevi anlamda bütün ruh iklimimizi temelinden sarsacaktır.
Öyle değil mi?