Meryem Aybike Sinan


-Nasıl olayım annem, iyiliklerin kum zambağı, kötülüklerin ayrık otu gibi çoğaldığı bir zamanda nasıl olayım?
Geçtiğimiz gün, oturduğum semtte karşılaştığım bir mahalle büyüğüne hâl hatır sorarken, hâletiruhiyesini anlatış biçimi tam olarak bu şekildeydi. Duygularını ifade ediş biçimi, beni hem acı acı düşündürmüş hem de çok şaşırtmıştı.
Özellikle çevre duyarlılığıyla tanıdığım, incelik, güzellik, estetik, nezaket ve nezahetle yaşama tarzı hep ilgimi çekmiş olan bu büyüğümüzün özellikle de “kum zambağı” sözcüğüne takıldım.
Beş yıl önce Kırklareli ili Demirci ilçesine bağlı İğneada sahilinde ilk defa karşılaştığım bu muhteşem çiçeğin kokusu düştü aklıma birden… Kar beyazı çiçeğiyle, deniz kıyısındaki kumların içinde ne kadar da ilginç duruyordu öyle! Kokusu ise beni benden almıştı. Ancak bölge insanının bu çiçekleri hunharca kökünden söküp götürdüğünü ise hiç unutmuyorum.
Sonra bu güzel ve muhteşem çiçeğin koruma altını alındığını okudum gazetelerde. Sadece deniz sahillerinde yani kumda yetişen soğanlı Likya Kum Zambağını koparanlara verilen para cezası 38 bin lira imiş! Az bile olmuş…
Yani bu kadar önemli ve değerli bir çiçekten bahsediyoruz...
İyilikleri kum zambağına benzeten teyzemiz, önüme ilginç bir konu bırakmıştı aslında. "İyiliklerin azalıp kötülüklerin çoğaldığı" tezi doğru muydu peki? Radyo, televizyon, gazete ve sosyal medyaya bakarsak evet kötülükler artıyor, iyilikler azalıyor ne yazık ki…
Özellikle hiçbir denetimin olmadığı sosyal medya tam da bir kötümserlik pazarı gibi... En neşeli olduğunuz bir zamanda sosyal medyada özellikle Twitter’da yarım saat vakit geçirdiğinizde az sonra kendinizi bir meydan muharebesinde zannedecek kadar küfrün, kabalığın, şiddetin, hakaretin, kötülüğün içinde bulmanız olası.
Gazeteler, televizyonlar neden güzel olanı görmezler?
İnsan köpek ısırmaz oysa ısırmamalı… İnsan, insan gibi davranarak da haber olabilmelidir. Kötülüğü göre göre, duya duya, okuya okuya kanıksadık! Son yıllarda duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz ve tanık olduğumuz suç unsurlarını yıllar evvel hiç bilmiyorduk…
Zaman içinde nasıl da kirlendik, nasıl da duygularımız kötümserlik eşiğini geçti, nasıl da merhamet ve şefkat duygularımız aşındı farkında mıyız acaba? Nezaketiyle, irfanıyla, görgü ve bilgisiyle insanlar tanınmıyor artık bu hasletlerin hiçbir önemi ve ehemmiyeti yok sanki!
“Kaderimde hep güzeli aradım”, “Gönül nedir bilene gönül veresim gelir” diyen şarkıları biz yapmadık mı? 
Deniz sahillerindeki kum zambaklarını yolanlar, bütün güzel taraflarımızı da yolup götürmüş gibiler. İyilikler ve güzellikler azalıyor, günden güne yüreğimizin rıhtımlarına çer çöp birikiyor ve iyi taraflarımızdan uzaklaşıyoruz.
Pencere limonluklarına çiçek yığan ninelerimizin o deruni bakışına ne oldu? Apartman katlarına sıkışan yüreklerimizin çiçekleri nerede? Göz ve gönül medeniyetine dair her ne varsa hayatımızdan çıkmak üzere.
Kötülükler azalmalı, iyilikler çoğalmalı. Kum zambakları sahilleri süslemeli, ruhumuz erbabı huzur bulmalı. Ama nasıl? En çok medyaya, gazetecilere, yazarlara ve yapımcılara çok iş düşüyor. Kalbe, göz ve gönüle dokunan diziler, programlar, yazılar, haberler yapılmalı artık.
Oysa insanın dünyadaki asıl muradı neydi? İyi insan olmaktı, hoş bir sadâ bırakmaktı… Kudretli divan şairi Baki’nin dediği gibi;
“Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal,
Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş...”
(Bu âleme Hazreti Davud gibi bir ses bırak, çünkü bu dünyada kalıcı olan, güzel bir sestir.)
Kötülük haberleri nasıl da ilgi görüyor, nasıl da reyting alıyor! Ne tuhaf, insan kendi mezarını kendi kazıyor, huzurunu kendi bozuyor, geleceğini, torunlarının yaşayacağı dünyayı yaşanmaz hâle kendi getiriyor, yazık…
Kum zambağını yolanlara 38 bin lira ceza var da...
İyiliğimizi yolanlara, çalanlara hiçbir ceza yok mu? Olmayacak mı?..