Meryem Aybike Sinan

Size Emine Hanım'dan söz etmek istiyorum.
Kendisini tanımıyorsunuz, Emine Hanım yurdumuzun emek veren, alın teri döken, çalışkan ve gözü pek annelerinden biri… Kendisiyle aynı mahallede yaşıyoruz.
Mahallemiz genellikle müstakil evlerden ve birkaç siteden oluşan, sırtını ormana vermiş, zümrüt yeşili, sakin, huzurlu, ferah, özellikle de güzel insanlarıyla oldukça renkli bir mahalle. Bu mahallede hâlâ horoz, köpek, ördek, tavuk seslerini duyabilirsiniz, biraz köy, biraz şehir gibidir. Bu pastoral ortamda seyrek de olsa büyükbaş hayvanlara rastlamak mümkündür.
İşte Emine Hanım'ı bu güzel mahallede tanıdım.
Yıllardır, inek, tavuk besleyerek neredeyse bütün mahallenin, site sakinlerinin süt, yoğurt, tereyağı ve yumurta ihtiyacını karşılayan bu güzel insanın durup dinlenmeden bu yorucu ve ağır hizmeti yapıyor oluşuna hayret etsem de aslında takdir ediyorum.
Çünkü devasa büyük meyve bahçeleri ve meraların sahibi olan kocası, vakti zamanında bu beldenin belediye başkanlığını yapmış ve genişçe bir ailesi olan bir adam. Böyle bir ailenin gelini olan Emine Hanım bütün bunlara rağmen, hayatını meşakkatli bir işe vakfederek çok ciddi bir hizmeti yerine getiriyor.
Geçen gün süt ve yumurta satın almaya gittiğimde, elinde örgüsüyle ferah balkonunda oturuyordu ve biraz sohbet ettik. Özellikle İstanbul’dan gelen site sakinlerine hafta sonları ürün yetiştiremediğinden bahsetti… İstanbulluların civar illeri mesken tuttuğunu konuştu sonra. Bölgede yerli halktan çok İstanbul’dan gelen insanların bahçe ve ev satın aldığından bahsetti.
Gerçekten de özellikle son yıllarda Kocaeli, Yalova, Bursa, Tekirdağ, Sakarya gibi civar illere çok ciddi bir İstanbullu akını var. Bu şehirlerde bilhassa sayfiye bölgelerinde ev ve arazi fiyatlarının uçtuğunu görüyoruz. Fiyatlar da şurada dursun, hiç alışkın olmadığımız bu kalabalık can sıkıcı olmaya başladı! Geçen gün hafta sonuydu sanırım, küçücük ilçede büyük bir trafik sıkışıklığı yaşandığına şahit oldum.
Emine Hanım, "süt ve yumurtayı hafta sonu bulamazsın, hafta içinde almaya gel" diyor! Bu arada bahçede gezinen onlarca tavuk dikkatimi çekiyor, geze geze besleniyorlar zira bahçe meyve ağaçlarıyla dolu ve zemin yemyeşil halı gibi… Emine Hanım'ı tebrik ediyorum, gülümsüyor ve diyor ki:
-Kadın elinde her ne varsa çoğaltmalı, kadın isterse neler yapmaz, bu inekler, tavuklar beni çok kısıtlasa da, gezmelere tozmalara gidemesem de insanlara hizmet etmek beni mutlu ediyor, mutluyum…
Bahçesi ortancalar, sarmaşıklar, sardunyalarla rengârenk ve tertemiz. Evi de öyle. Yandaki site nasılsa öyle temiz ve güzel. Hayvanlar olmasına karşın kötü koku almıyorsunuz. Öylesine ak pak bir kadın Emine Hanım.
Eve gelirken içimden düşünüyorum…
Şu coğrafyada, şartları Emine Hanım gibi olan ancak sütü de yumurtayı da Emine Hanım'dan alan diğer kadınlar neden aynı uğraşıya girmezler acaba? Devasa bahçelerin içinde hadi büyükbaş hayvan beslemek zor diyelim birkaç tavuk neden beslenmez?
Zehra Teyze ve Nurhayat Abla'nın hakkını teslim etmek lazım ancak onlar sadece kendileri için birer hayvan ve birkaç tavuk besliyorlar ki bu bile büyük bir hizmettir… Öyle ya Fidoş Abla’nın da bir düzine tavuğu vardı galiba… Neredeyse unutuyordum, site başkanı Nurbanu Hanım duymasın da benim bile bahçemdeki kümeste beslediğim iki tane çil tavuğum var!
Kadınlarımız her nerede yaşıyorlarsa bir şeyler yapmalı, yapabilmeli. Kadını sadece dayak yiyen, nafaka peşinde koşan, mağdur olan üzerinden anlatmamalı, asıl Emine Hanım gibi cefakâr ve vefakâr, üreten, Anadolu’yu çoğaltan çalışkan kadınlardan bahsetmeli diyorum bir de… Zira onlara minnet borcumuz olduğunu düşünüyorum.
Öyle değil mi?