Meryem Aybike Sinan

En fazla göç alan bölge hiç şüphesiz Marmara Bölgesi.
İstanbul’dan sonra Kocaeli ve Bursa, kabına sığmayan iki kentimiz ve durmadan göç alıyorlar. Her iki şehrin İstanbul’a çok yakın mesafede sanayi kentleri olması, konumları, nüfuslarının hızla artmasına, yoğunlaşmasına neden oluyor.
Kocaeli, Bursa birer küçük İstanbul kıvamında ilerliyor ve her akşam İstanbul trafiğini hatırlatan görüntüler giderek artıyor ve bu yoğunluğun yakın gelecekte daha da çoğalması bekleniyor…
Ülkemizin bütün sanayi birikiminin bu bölgede toplanması, önemli tesislerin bu bölgelere yığılması gelecek zamanlarda risk doğurur mu? Bölgenin çok ciddi deprem fayları üzerinde olması, ekonomimiz ve güvenliğimiz için ne denli tehlike arz ediyor?
Bu sorular neden aklıma geldi?
Özellikle tatillerde, bayramlarda İstanbul ahalisinin Kocaeli ve çevresinden geçişi, şehrin düzenini altüst ediyor zira gerek çevre yolları gerekse şehir içi yollar 34 plakalı araçlarla âdeta kilitleniyor!
Çevre yolundaki trafiğin saatlerce kilitlendiği zamanlara şahit olmuş birisi olarak İstanbul trafiğinin büyük bir deprem sonrası tam bir çıkmaz sokak ve baş belası olacağını düşünüyorum. Caddelerimiz, sokaklarımız bunca arabaya yetmiyor artık! Peki, büyük bir deprem olduğunda, bu bölge insanı olarak ne yapacağız? Nasıl davranacağız?
Biyolojik, fizyolojik, teknolojik afetlerin yaşanma ihtimali bu bölgede çok yüksek. Biyolojik bir salgın bile bu bölgede bir faciaya neden olabilir! Büyük İstanbul depremi ihtimali kâbusumuz olmuş durumda!
Oysa bir gün belirlenmeli ve o gün deprem olduğu varsayılarak araçsız bir tatbikat nasıl olur, halka anlatılmalıdır! 16 milyona nasıl anlatılır bilemiyorum ama bugün anlatılmazsa şayet, bir felaket karşısında hiç anlatılamaz herhâlde! Bu tatbikat sadece İstanbul’da değil, bir kapı vazifesi gören Kocaeli ve Bursa kentlerinde de yapılmalıdır.
Kocaeli sakini olan bir birey olarak söylüyorum, 34 plakası bizleri korkutuyor! Önceki gün, şehrimizin turizm ilçesi Kartepe’deki kayak merkezine misafirlerimizi götürmek için yola çıktığımızda, mübalağa etmiyorum, İstanbul trafiği Kartepe’ye göçmüş gibiydi. Dağın zirvesinde bile öylesine bir izdiham ve kalabalık vardı. Yollar ise kilitlenmişti doğal olarak…
Turizm için gelen vatandaşları karşılamaya yetmeyen yollarımız, mekânlarımız bir deprem veya âfet sonrası ne olacak? Bir depremde veya doğal bir âfette biz bu kalabalığı nasıl tahliye edeceğiz? Daha doğrusu nereye? Bu meselelerin bir TV ekranında tartışıldığını, var olan meselelere çözüm arandığına hiç şahit olmadım! Allah aşkına böyle bir konu ne zaman ciddiye alınacak?
Çözüm aramalıyız…
Namuslu bilim adamlarının sözlerini dikkate almalıyız.
Anadolu kırsalı iyice boşalıyor, yalnızlaşıyor. Marmara ve Ege Bölgesi mıknatıs gibi insan çekiyor ve buna binaen bu bölgelerdeki şehirler artık yaşanmaz hâle gelmiş durumda. Gerek hava kirliliği gerekse de trafik sorunları artarak devam ediyor.
O hâlde yeni işletmeleri, fabrikaları bu bölgeye değil, Erzurum, Eskişehir, Kayseri, Kars, Sinop, Sivas, Tokat, Yozgat, Elâzığ, Eskişehir, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Burdur vs. gibi şehirlere götürmeli ve bu bölgeleri canlandırmalıyız belki de...
Caddeler, sokaklar insan kaynıyor, hiçbir mekânda sükûnet bulamayan insan, dağ, bayır, ova arayışında. Kendi eliyle hayatı kendisine cehennem kılan insan, şimdi eskiye dönmek istiyor lakin artık çok geç… Dağ başı da cadde ortası da insan eliyle tarumar edilmiş durumda.
Hasılı devletimiz, insanı ait olduğu yere, kendi coğrafyasına iskân etme yolunu aramalıdır zira bizler artık Marmara Bölgesi'ne sığmıyoruz!