Meryem Aybike Sinan

Elâzığ depremi çok korkuttu ve üzdü...
Bu deprem, bize yepyeni şeyler de öğretti. Toplumun azımsanmayacak bir kesiminin artık bu kabilden acılar üzerinde dahi toplumun geneliyle ittifak yapmaktan hayli uzak bir mesafede olduğunu gördük.
“Elâzığ Kürt mü?” diye sosyal medyada güya tabela açıp bu kentin kimliğini sorgulayanlar da bu etiketin altına “Evet Kürt'üz, ne olacak” diyenler de masum değillerdi hiç kuşkusuz! Birileri, bu milletin sosyolojisini algı yöntemiyle değiştirmeye, zihinleri bulandırmaya çalıştı, çalışıyor...
Elâzığ, bin yıllık bir Türk şehridir. Her şehrimizde olduğu gibi kendini “Kürt” kimliği ile tanımlayan vatandaşlarımız bu ilimizde de yaşamaktadır lakin şehrin bütünü için bu yorumu yapmak “Elâzığ Kürt’tür” demek, bambaşka bir hesabın içinde olmak demektir...
Bu deprem, aslında sosyolojimizde de bir kırık oluşmakta olduğunu anlattı bizlere. Yardım kampanyalarına yapılan itiraz, yapılan her iyiliğe bir kulp takma art niyeti, her çabaya burun kıvırma alışkanlığı vs. açıkçası bu kez çok can sıkıcıydı.
Bugüne kadar millî ve manevi değerlerin bayraktarlığını yapmış Elâzığ gibi bir şehri, bir kimlik tartışmasının içine çekmek, bütün şehri “Kürt” ilan etmek asla iyi niyetli bir yaklaşım değildir! Bu algının altında bir gizli el, bir kirli ajanda olduğu açıktır.
Bu nasipsizler, millî şuurdan yoksun, sosyal medya denen, dibi görünmeyen gayya kuyusunun yüzeye çıkmış suyuna kaşık sallayan ahmaklardır aslında.
“Millî Şuur” bir milleti ve devleti ayakta tutan yegâne amildir. Merhum Seyyid Ahmet Arvasi, bu hususu şöyle tarif eder:
“Bir milletin ve devletin gücü, 'millî şuurun' uyanıklığı ölçüsünde artar, bu şuurun zayıflaması oranında azalır..." (Arvasi, Türk-İslam Ülküsü 1, sf: 127
Elâzığ, Erzurum, Malatya, Kahramanmaraş, Erzincan vb. gibi şehirler Seyyid Ahmet Arvasi Hoca'nın “içtimai ırk” diye nitelediği bir yapıya sahip olan şehirlerdir. Yani “Biyolojik ırk” olmanın da üzerindeki üst bir mevkiye taşınmış, millî şuur ile beslenmiş bir sosyolojileri vardır bu şehirlerimizin. 
Arvasi Hoca bu hususu şu şekilde açıklar:
"Biyolojik ırkçılık, parçalayıcı ve bölücü bir karakter taşıdığı hâlde, 'içtimai ırk' birleştirici ve bütünleştirici bir özellik taşır. Kimse biyolojik verasetini tayin iradesine sahip değildir. Ama, 'içtimai ırk'  tercihine açıktır. Aynı tarihe, aynı kültüre, aynı din ve ülküye sahip insanlar arasında 'kan ve soy birliği' şuurunun güçlenmesine yol açar. Kendi içine kapanan dar bölge, aşiret, tabaka, etnik gruplar arasında evlilik köprüleri kurarak 'millî şuuru' güçlendirir." (Arvasi, Türk-İslam Ülküsü 1, sf: 121)
Ve Arvasi Hoca, her fırsatta Türk milletini yok sayanlara da şunları söyler:
“Türkler, Anadolu'ya geldiği zaman, bu topraklarda ne bir Ermeni ne de bir Kürt devleti vardı. Anadolu'yu güya Bizans Devleti kontrol ediyordu. O Anadolu ki, kırları bomboş, köy ve kasabaları harap ve terk edilmiş, sadece etrafı hisarlarla çevrili şehirlerde nüfus bulunan, eşkıyanın, soyguncunun kol gezdiği, sahipsiz bir coğrafya parçası durumunda idi. Esasen Anadolu, bütün tarihi boyunca nüfus tutamamıştı. Düşünün, Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi üzerinden 'dokuz asır' geçmiş bulunmasına rağmen 1926'da bütün Türkiye'de 'dokuz milyon insan' vardı. Durum 1926'da böyle olunca acaba Anadolu’muzda 1070 tarihlerinde kaç kişi bulunuyordu?" (Arvasi, Türk-İslam Ülküsü 1, sf: 301)
Hasılı, Elâzığ gibi bir Türk İslam şehrini tartışmaya açanlara, açmak isteyenlere, gizli ve kirli bir hesabı bulunanlara ve millî şuurunu kaybetmişlere duyurulur!
Belek Gazi ve Battal Gazi diyarına selam olsun.
Vefat edenlerin ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Allah, bütün afetlerden korusun.