Meryem Aybike Sinan

Millet olarak buruk, heyecanlı ve endişeli günler geçiriyoruz.
Şehitlerimizi rahmet-i Rahmana uğurladık. Ruhları şad, mekânları cennet olsun, haklarını bizlere helal ederler umarım. Şehitlerimizi daha toprağa vermeden rezillikte dur durak bilmeyen bazı çevreler, fitne fücurluğa başladılar…
Şanlı Ordumuzun katil Esad’a karşı başlattığı “Bahar Kalkanı” harekâtı, ülke genelinde büyük destek buldu. Bir avuç "mankurt" dışında, halk her zaman olduğu gibi ülkenin bekası için, devletinin yanında oldu.  
Bu harekâtta, ilk kez “Elektronik Harp Teknolojisi” kullanıldı. Gördük ki devletimiz hiç boş durmamış ve ülkenin zor günleri için yerli ve millî teknolojik silahlarını üretmiş, farkındalık oluşturmuş.
TSK’nın “Bahar Kalkanı” harekâtında kullandığı silahlar arasında beni en çok etkileyen “Kamikaze Kuşlar” adını verdikleri teknolojik silah oldu zira bana Kur’ân-ı kerimdeki Fil suresinde geçen Ebabil kuşlarını hatırlattı. Belli ki bu silahların kâşifi kutsal kitabımızda geçen bu kıssadan esinlenmiş…
Emeği geçenlerden Allah razı olsun…
 
Beyaz giyme söz olur!
 
Pazartesi günü, bütün gün beyaz mantolu o hanımefendi konuşuldu…
Kim dediğinizi duyar gibiyim. Hani şehit cenazesine en güzel kürkünü giyip gelen kadından söz ediyorum… Dinî konularda ahkâm kesemem ancak kadınların cenaze namazına katılıp erkeklerle en önde saf tutmadığını en azından biliyorum. Detaylarını ilahiyatçılar konuşacaklardır zannediyorum.
Bu hanımefendiye söyleyeceğim birkaç şey var!
Koskoca milletvekili olmuşsunuz. 36 şehit verdiğimiz bir zamanda bir şehit cenazesinde giye giye kar beyazı parıltılı kürkünüzü mü giydiniz? Siyah bir mantonuz yok muydu? Üstelik destursuz dalmışsınız cemaatin arasına! Bu kabilden törenlerde nasıl davranacağınıza dair hiç mi usul erkân öğretmediler?
Bu hanımın üzerinden bir siyasi partiyi sigaya çekmeyi de hiç etik bulmuyorum. Nitekim ilgili partinin lideri olan Meral Hanım ile yıllar önce Sultanahmet Camii'nin avlusunda merhum Servet Kabaklı Ağabey'in cenaze namazında karşılaşmıştık. Yol yordam bilen, giyimiyle, üslubuyla, tarzıyla ve samimiyetiyle gerçekten de büyük saygı duymuştum kendisine. Hasılı bir insanın nerede ne yapacağını hiç kimseler bilemez, tahmin edemez…
 
Ağla Arif Nihat ağla, ağlamayan için de!
 
Merhum Arif Nihat Asya, “Şehitler tepesi boş değil/Biri var bekliyor!” şiiri üzerinde hayli tartışıldığını bilseydi, eminim ki ağlardı. Çünkü o bir vatan, millet ve bayrak sevdalısıydı. O’nun vatan haritası bizim mankurtların haritasından çok ötede, devasa bir kültür ve gönül coğrafyasıydı.
 
“Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı
Parçalandı bir kıtanın toprakları
Aslan payını aslan olmayan aldı
Kalk yiğidim, yine dağ başını duman aldı.”
 
Diyecek kadar tarih bilinci yüksek bir şairdi. Bugün yaşıyor olsaydı çok daha fazlasını söyleyecek bir Alperen idi. “Şehitler tepesi boş değil” derken daima ileriye, Nizam-ı âlem ve İ'la-yı kelimetullah ülküsünü işaret ediyordu aynı zamanda. Bir davası olmayanlar bu dizeleri elbette anlayamazlar. Mesela şu dizelere dikkat ediniz:
 
“Ağlasın Meraga göklerinden
Meraga’ya bakıp yıldızlarım
Yollara Kürşadlar uzanmış, ölü…
Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü!
Yiğitlerim uyur gurbet ellerde...
Kimi Semerkant’ta bekler beni, Kimi Caber’de
Caber yok, Tiyanşan yok, Aral yok…
Ben nasıl varım?
Şu yakın suların kolu neden bükülmez?
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?"
 
Mankurtlar nereden bilecek Arif Nihat Asya’nın büyük derdini?
Ağla Arif Nihat ağla, ağlamayan için de!