Meryem Aybike Sinan

Biz, devletlerimizi içeride kendi kendimize yıkan bir toplumuz!
Ne hainimiz biter ne de kahramanımız...
Suriye meselesinin konuşulduğu gün TBMM’de çıkan o çirkin arbedenin başrol oyuncuları, gerçekten de utanmazsınız ve arlanmazsınız… Ne zaman bu ülkenin başı sıkışsa, içeride de siz sıkıştırırsınız! Öylesine rezilsiniz…
Düşmemizi gözleyen çakallar sürüsü kapımızda yatarken, onlarca şehidimiz varken bile aynı odakların bu gayrı millî ve anlaşılmaz tutum ve tavırları insanı hayretlere düşürüyor…
Suriye’de ne işimiz vardı?
Bu sorunun cevabını dağdaki çoban dahi verirken bunların bu inanılmaz derecede ucuz akıl yürütmeleri karşısında, kelimeler kifayetsiz kalıyor. Bu soruyu soranlar şimdi de Moskova’daki mutabakatı beğenmiyorlar! Eli boş döndüler, ölü bir anlaşma yaptılar kabilinden bir yığın argümanla yine ortalığı karıştırıyorlar…
Moskova’dan eli boş dönülse ve rejimle savaşa devam denilseydi bu kez de “siz bu milleti savaşa sürüklüyorsunuz” ayağına yatacak, bir yığın eleştiri getireceklerdi!
Bu mutabakat, bizleri memnun etmeyebilir, eksikleri olabilir ve hatta hiç beğenmeyebiliriz. Bunu yüksek sesle dile getirmeden önce biraz düşünmek gerekmez mi? Acaba niye böyle bir mutabakat yapıldı?
 
Bu ithal zihniyet asla bu topraklara ait değil!
 
Son olaylar bizleri birleştiremedi, bu olay da bizi birleştiremediyse ne birleştirecek!
Bu hususu artık tartışmamız gerekiyor…
Millî birlik ve beraberlik ruhu eskisi gibi canlı değil ve insanımız takım tutar gibi meselelere yaklaşmaya başladı. Olumlu da olsa, menfaatimize de olsa kişi karşıki partiye mensupsa her ne olursa olsun olumlu olan her şeye kesinlikle karşı çıkıp menfi görüş bildiriyor!
Ön yargıları da son yargıları da siyasi tercihleriyle ilintili yürüyor!
Bir millet, böylesine bir kamplaşma içine girmişse bu çok tehlikeli bir yoldur ve üzerinde acilen düşünülmesi gerekir. Toplum mühendislerinin bu olumsuz gelişmeyi görmeleri ve çözüm üretmeleri gerekir.
Bu zihniyet problemi liselere kadar inmiş durumda!
“Suriye’de ne işimiz var?” sorusunu artık liseli de soruyor ve cevabını da güçlü algı yapanlardan öğreniyor. Devleti idare edenler, bugünü değil, dünü de yarını da düşünmek zorundadır. Yarınki “Büyük Türkiye” için sağlıklı adım atmazsanız bu utanmazların sayısını artırırsınız...
Liselerde kaldırılan “Millî Güvenlik” dersi, yeniden programa dâhil edilmelidir zira yeni kuşaklar öylesine bir savrulma içindeler ki memleket meselelerine hiç mi hiç ilgi duymuyorlar… Hatta bu dersin yanına bir de “Uluslararası İlişkiler” dersi konmalıdır zira gençlik bazı kavramları bilmeli, öğrenmelidir.
“Millî Birlik ve Beraberlik Ülküsü” hayati önem taşıyor.
Ortak değerler üzerinde ittifak etmek bir toplumun sağlıklı ve ahenkli bir yürüyüş içinde olduğunun da ispatıdır aynı zamanda. İşte Suriye halkı! Bunu başaramadığı için bugün ne olduğunu söylemeye gerek yok zannederim. Bu hususları gençlerimize anlatmak lazım.
Meclis'te çıkan o kavga, eski Kore Meclisi kavgalarını hatırlattı. Dünyaya rezil olduk. Ertesi günü gidip Moskova’da önemli bir meseleyi görüşeceksiniz ve içeride böylesi bir görüntü veriyorsunuz! Daha içeride bütünlük kuramamışız ki!
Millî mutabakata gölge düşürenler Moskova mutabakatını sorguluyor!
Moskova mutabakatını beğenmeyenlere sormak lazım, peki siz ne yaptınız? Ülkenin hâl-i pürmelali ortada iken siz ne yaptınız? Meclis'teki kavga ile büyük bir koz verdiniz Moskova’ya… Bunlar içeride birbirlerini yiyorlar dedirttiniz…
Gerçekten utanmazsınız, utanmazsınız, utanmazsınız...