Meryem Aybike Sinan

 
 
Abartınca, iyi abartıyoruz.
Ayarımız da yok, orta yolumuz da! Hep uç noktalardayız ya uçurumun kenarında ya da tam uçurumun dibinde buluyoruz kendimizi. Sevinçlerimiz, heyecanımız, kaygımız, hüznümüz ve tesellimiz hep bu kıvamda...
Grisi olmayan, ara renkleri olmayan ak ve kara renklerinin müdavimiyiz her birimiz. Şimdi “koronavirüs” konulu kent efsaneleri de sohbetlerimizin arasına sokulup kendine esaslı bir yer edinecektir kısa sürede...
Zombileşen hasta hikâyeleri, hastanelerde gerçekleşen karantina vukuatları birer büyük korku dağı gibi içimize yerleşip bizi ruhen korona yapacak! Az kaldı...
Aslında bu aralar en çok Prof. Dr. Arif Verimli Hoca konuşmalı. Ekranlardaki, sosyal medyadaki bazı kimselerin hâletiruhiyeleri hakkında bir teşhis koymalıdır belki de… Kimi insanlar menfi olaylardan maddi ve manevi rant elde etmeye, nüfuz ve mevzi kazanmaya çalışırlar, her şeyden çok anlarlar! Böylelerine ne denir, bilmek lazım...
İnsanoğlu ifrat ve tefritte sınır tanımaz oldu... Başımıza her ne geldiyse bundan oldu. Savaşlar, yokluklar, yoksulluklar, bulaşıcı hastalıklar, ölümler...
Bizim mahallede yaşayan kelli felli bir amcamız var. Geçen gün, okulların tatil edilmesi, alınan tedbirler ve karantina hakkında bakınız neler söyledi:
“Bakınız toplum olarak şirazeden çıktık. Devlet büyüklerime sesleniyorum. Geliniz hazır okullar tatil edilmişken, herkes iyi kötü eve çekilmişken şu televizyon programlarını durdurup dört ana başlık altında yayın yapalım: 1. Kanal din, ahlak, erdem ve fazilet hakkında yayın yapsın. 2. Kanal tıp, biyoloji, fizik, kimya gibi bilimsel dallarda insanlara bilgi versin. 3. Kanal kültür, sanat, düşünce, müzik ve estetik konuşsun. 4. Kanal da hayata dair, insana dair her ne varsa uzmanlarıyla bilgi versin... Hasılı ekranları, sosyal medyayı da bir süreliğine 'karantina’ya alsak ve topluca şöyle bir tazelensek, kendimizi yoklasak, kendimize bir yolculuk yapsak hiç fena olmaz! Buna gerçekten de ihtiyacımız var!”
Açıkçası gözlerimi yumup bu söylenenleri şöyle bir düşününce amcanın hiç de haksız olmadığını gördüm. Tepeden tırnağa haklıydı üstelik. Toplum olarak fikrî anlamda çok yorgunuz. Hâletiruhiyemiz hallaç pamuğu gibi savruk bir görüntü içinde ve her geçen gün biraz daha ağırlaşıyoruz.
Karantinaya alınması gereken öyle çok şey var ki!
Koronavirüs bile bazı insanları durduramadı. Rantiyecilik, ruhuna, iliğine işlemiş kimi çevreler bu aralar dümeni yine paraya kırdılar… Yahu makarna bu makarna! Fakir fukaranın, talebenin, açın, açığın bir numaralı yiyeceğinden ne istediniz? Peyniri, tereyağını, eti zaten bu ahalinin elinden çekip almıştınız, şimdi o kirli ve kesilesi elinizi 'makarna’ya da uzattınız 'bre reziller' diye haykırası geliyor insanın...
Kolonya şişesinden, ıslak mendile, temizlik maddelerinden sağlık maskesine kadar hemen her şeye bastıkları bu zamları yarın virüs ortadan kalksa bile geri almamaları ihtimal dâhilinde! Nitekim doların her yükselmesinde yapılan zamlar, dolar eski fiyatına geri çekilse bile eski fiyatlarına hiçbir zaman geri çekilmedi! Dolar geri çekilir, petrol geri çekilir, doğalgaz geri çekilir ama bunlar bahane edilerek yapılan zamlar bir daha geri çekilmez ve bu tartışma konusu bile edilmez! Unutulur gider...
Acıma, merhamet, vicdan, utanma ve arlanma duyularını kaybetmiş bir tayfa, "paraya tapma" noktasına gelmiş, her şeyi mubah sayıyor zira sayıları da her geçen gün artıyor. Değerler manzumesinin bunların yanında hiçbir kıymetiharbiyesi yok! Bu tamahkârları hem ifşa etmek hem de bu rezilleri 'karantina'ya alıp şöyle 7/24 bunlara kul hakkı ve cehennem azabı konusunda hatırlatmada bulunmak gerek. Gerçi koronavirüs geçer lakin bu zihniyetin kılcallarına girmiş bu "ahlaksızlık virüsü" zor iyileşir gibi görünüyor...