Meryem Aybike Sinan

 
 
Şimdi tam zamanıdır… 
“Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir” sözünün gereğini yapmanın, devletimize, milletimize ve kendimize karşı vazifemizi yerine getirmenin tam sırasıdır…
Ekmeğini aç olanla bölme vaktidir… Şimdi el ele tutuşmadan, gönül gönüle verme sırası gelmiştir ve bu hem dinî hem millî hem de insani bir gerekliliktir. Zaman paylaşma ve bölüşme zamanıdır…
“Zırnık bile yok!” diye bağıranlar var!..
Onlar ne vakit bir iyilik ve güzellik hareketinin içinde oldular ki?
Ne vakit bir hayırlı işi desteklediler ki? Zırnık vermeyi bilmeyip, verenleri aşağılayanların kin ve nefretleri artık öyle bir boyuta gelmiştir ki yüreklerindeki öfke denizinde boğulmak üzereler!
Biz “zırnık yok!” diyenlere inat, “biz bize yeteriz” diyerek, az çok demeden yoksulumuz için, yaşlı ve kimsesizimiz için, dulumuz ve yetimimiz için, işinden olanlar, aşından olanlar ve yokluk girdabına düşenlerimiz için, Türkiye için, bu kampanyaya destek vereceğiz.
Çünkü biz, hep birlikte Türkiye’yiz!
 
Yaşlı değil, tecrübe sahibi!
 
İnsan ömrü nedir ki?
Göz açıp kapayıncaya kadar tükenen, bir rüyalık bir zaman dilimi… İçinde koşuşturma, çalışma, çabalama, üretme zamanlarını çıkardığımızda tam da hayatın durulduğu vakitlere de “yaşlılık” demişler!
Aslında bunun adı tecrübedir!
Bu illet gündeme geldiğinden beri “altmış beş yaş üzeri” büyüklerimiz için sık sık “yaşlılar” ifadesi kullanılıyor ki bu oldukça kırıcı, eksiltici, aşağılayıcı bir üsluptur. Öyle ki kendilerine bundan türlü vazife çıkaran terbiye ve nezaket yoksunu kimi insanlar bu kıymetli büyüklerimizi rencide edici tavırlarıyla âdeta sınırları zorladılar.
Bu toplumun gençleri, hangi ara böylesi küstahlaştı? Ne vakit sosyal medyadaki birkaç beğeni için büyükleriyle dalga geçen bu kuşak türedi? Anneler, babalar çocuklarınıza talimden önce terbiye ve ahlak veriniz lütfen…
Büyüklerimizi, seksen metrekarelik apartman katlarındaki evlere hapsettik! Ve istatistiklere göre eşini kaybeden büyüklerimizin büyük çoğunluğu ya yalnız ya da kızının veya oğlunun evinde yaşıyor! Bunun kolay olduğunu mu sanıyorsunuz?
Yüreğim burkularak söylemeliyim ki kimi dedeler, büyükbabalar özellikle geliniyle oturanlar, eve sıkıntı vermemek, birtakım sorunlara sebep olmamak için sabah evden çıkıp, akşama kadar dışarıda vakit geçiriyorlar. Bunu herkesin bildiğini tahmin ediyorum zira bu küçücük evlerde bu insanlar geniş geniş oturamıyorlar işte!
Kapitalist düzen, bizlere öyle bir hayat tasarladı ki içinde büyüklerimiz yok, akrabalarımız yok, çevremiz yok… Ve hatta kendimiz bile yokuz! Seksen, yüz, yüz elli metrekarelik ev olur mu? İnsanın ayağının yere değmediği beş katlı, on katlı, otuz katlı ev olur mu?
Daha doğrusu Müslümanın evi böyle olur mu?
Bizim maziden getirdiğimiz hiçbir kültür ve medeniyet yaşantımız ile örtüşmeyen bu sözde yaşama düzeninin bize göre olmadığı açıktır. Bu kabilden sosyal izolasyon mevzubahis olduğunda mesele daha net anlaşılmış oldu.
Bugün insanlar, bu evlerde sıkıntıdan patlıyor!
Büyüklerimiz için farklı bir "sosyal yaşam modeli"ni hayata geçirmemiz gerek. Belki de bunu devlet yapmalı. Huzurevleri yerine "huzur mahalleleri" inşa etmeli ve büyüklerimiz tek katlı bahçeli evlerde, mahallelerde yaşatılmalıdır.
Dünya, artık farklı bir mecraya girmiştir.
Bundan böyle “bulaşıcı hastalıklar” vakti başlamıştır diyebiliriz zira taktiksel savaşların yeni gözdesi bu bulaşıcı hastalıklar olacaktır! Şehirlerimizi, mahallelerimizi sosyal izolasyonun daha kolay yapılacağı ama insanların sıkılmadan, birbirlerini bahçeden bahçeye, evden eve görüp uzaktan sohbet edebileceği bir yeni hayat modeli şeklinde inşa etmek zaruridir.
Gerçi geriye dönüş çok zordur ama imkânsız da değildir!