Meryem Aybike Sinan

 
Bugünler bir geçsin hele!.. Covid-19 olup da ölmez isek, ben biliyorum ne yapacağımı!
Önce çıtır çıtır ve lezzetli ekmek pişiren bir fırına gidip gözlem yapacağım. Hatta gerekirse kursa katılır gibi, ders çalışır gibi, sınava girer gibi, cenge gider gibi bu işi dert edineceğim. Sonra o bol susamlı, nar gibi kızarmış, kokusunu metrelerce uzaktan aldığım İzmit’in gevrek simitleri yok mu, onları bilen bilir. İzmit simitlerini pişirmek artık en büyük şiarım… İddia ediyorum, Türkiye’de simit Kocaeli İzmit’te yapılır! Ekmek, simit pişirmek büyük marifetmiş. Meğerse ekmek fırınları ne çok işimizi kolaylaştırırmış.
Bütün çabamız ekmek içinmiş!
Fırıncı ustaları ve kalfaları haklarını bize helal etsinler.
Bir de birkaç hafta bir kadın olarak mutfağa hiç girmeyeceğim. Sabah akşam ev ahalisini restoranlara yönlendireceğim. Hem bu sürede esnaf kazansın hem de biz dinlenelim düşüncesindeyim.
Uzun zaman televizyon seyretmeyeceğim. Tartışma programlarını hayatımdan çıkaracağım. Gece gündüz hâletiruhiyemize korku ve endişe pompalayan bütün televizyon programlarını ve sunucularını kara listeye alacağım.
Korona havadisleri saçımızı ağarttı!
Zor zamanlarda berber ve kuaförlerimizin de kıymetini anladık. Hadi berberlik sanatını beyefendiler kendi kendilerine iyi kötü icra ediyorlar. Ama hanımefendiler için kuaförlük işleri ne denli zormuş meğer! Kadın berberlerin hakkı ödenmez. Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin “KOMEK” kursları geliyor aklıma. Kuaförlük kursu da var mıdır ki?
Bir bu "Korona Günleri" bitsin, uzak yakın demeden, ne kadar konu komşu, hısım akraba, eş dost varsa ziyaretlerine gideceğim. Birkaç tane “gün yapma” etkinliğine dâhil olacağım.
Sonra dağ taş demeden yeniden gezip dolaşacağım. Mecburiyetten evde kalmalar ne fena bir duygu imiş. Özgürce gezip dolaştığımız o huzurlu, tasasız, geniş zamanlarda bilememişiz hürriyetin kıymetini. Evde kalınca anladık ki insan, insanın yurdu imiş aslında. Muhabbetin, hoş sohbetin, kalabalıkların da insana dair büyük nimetler olduğunu gördük.
Bu "Korona Günleri" bir bitsin hele…
Birkaç pabuç eskitene, ayaklarım kan toplayana, dizlerimde mecal kalmayana kadar şehri cadde cadde, sokak sokak, mıntıka mıntıka, semt semt, ilçe ilçe dolaşacağım.
Hatta yetmedi ver elini İstanbul!
Üsküdar benim, hadi Eyüpsultan da benim, olmadı Kanlıca, İstinye, Beylerbeyi de benim olsun kabilince bu sultan şehri de yeni baştan dolaşacağım onca kalabalığa, yeni baştan kopacak gürültü ve şamataya rağmen…
Hatta şöyle yapacağım…
Kocaeli Büyükşehir Belediyesinin düzenli olarak İstanbul Tuzla, Pendik, Kartal ve Sabiha Gökçen’e giden belediye otobüsüne binip, Kartal’dan sonra kendime böyle adım adım toplu taşıma turları düzenleyeceğim… Acaba bu yıl da Kocaeli Büyükşehir’in adalara düzenlediği “Mehtaplı Geceler” adındaki vapur turları olacak mı? Bir de adalara gitmek lazım!
Şimdi böyle diyor, böyle hayaller kuruyorum.
Ama uykuya yatan öteki tarafım mırıldanarak itiraz ediyor:
Yine o hiç bitmeyecek işlere dalacak, sabahı nefes almadan akşama bağlayacak, bir hatır sormayı bile zaman kaybı bilecek ve darıdünya için koşturacağız. Bir dolap beygiri gibi kendi etrafımızda dönüp dolaşacağız. Ne gezmesi ne dolaşması ne hayali?
Biz insanoğlu, nankörüz. Bütün güzellikleri, iyilikleri, nimetleri kendi elimizle yok eden, elimizdeki her şeyi pervasızca savuran, şükür ipini elinden kaçıran, tefekkür ve tezekkür fukarası biz değil miyiz?
Şu illeti atlatırız da ruhumuza çöreklenen zilleti atlatır mıyız?
Bunu bu “Korona Günleri” bitince anlayacağız...