Meryem Aybike Sinan

 
Ağır bir imtihanın içindeyiz... Elin adamı ne yapıp etti bütün dünyaya diz çöktürüp, modern insanı evlere tıktı… Tıpkı birer sürü gibi… Sadece Hollywood filmlerinde gördüğümüz enteresan bir senaryonun içindeyiz ve “sonumuz ne olacak” kaygısıyla âdeta gün sayıyoruz.
İki hafta sonra…
Bir türlü bitmeyen bu iki haftalar Korana ipliğine dizile dursun bu evde durmalar, evde oturmalar böyle giderse aklımızı durduracak! Obezite de patlama yapacak! O çok gelişmiş tıp meselesi var ya meğerse koskoca bir balon imiş!..
O çok gelişmiş tıp dünyası bugün bir virüsle baş edemiyor!
Televizyonlarda anlı şanlı hocalara “Bu virüs bir laboratuvar işi mi?” sorusu yöneltildiğinde hemen hepsi çok ilginç bir şekilde reddediyor! Peki bilim meselelere şüphe ile yaklaşmaz mı? Nasıl olur diyorum, nasıl olur da beynin içindeki kılcallara girip ameliyatlar yapacak kadar, organ nakli yapacak kadar, canlı klonlayacak kadar ilerlemiş bu tıp ilmi, basit bir virüsün yol açtığı bir enfeksiyonu anında durduramaz, ilaç bulamaz, aşı üretemez?
WHO (Dünya Sağlık Örgütü), “maske takma, karantina” gibi bütün dünyayı yanlış yönlendirmiş bir örgütün bu kadar zincirleme hatayı neden yaptığını bu hocalardan hiçbiri dile getirmedi, getiremedi! Neden? Ortada şöyle bir durum daha var, Çin yanlış bilgi vererek bu örgütü de bir nevi kandırdı mı?
Bu bizim anlı şanlı tıp hocalarının hiçbiri bu topa girmiyor!
ABD'de yaşayan Prof. Dr. Mehmet Çilingiroğlu ise sık sık "Çin’e güvenmiyorum" diyor ve şöyle ekliyor:
"Dilerim G7 devreye girer, Çin'den Türkiye gibi bundan zarar gören ülkeler için tazminat ister. Bu virüs rüzgârları çıktığında nereden çıkıyor. Hiç Batı'dan Doğu'ya virüs gitmiş mi? Domuz gribi Çin'den çıkar, HIV Afrika'dan çıkar, Ebola Afrika’dan çıkar. Dünya Sağlık Örgütü buralarda bulunacak. Gelecek sefer bir virüs çıktığında hemen sınırları kapatacak...”
Aslında her birimiz birer birey olarak bu yaşadıklarımızdan dolayı Çin’e maddi, manevi tazminat davası açmalıyız. Belki de bundan sonraki hayatımızda kendimizi izole etmemek için bu ülke ve benzerlerini izole etmeliyiz.
Çin, dünyanın başına öyle bir bela sardı ki bu belanın faturası hayli ağır olacak. Aslında bir nevi bu kabilden belaların önü açıldı sanki! Aklımıza Hollywood filmlerinde seyrettiğimiz onca salgın filminin yanı sıra daha başka senaryolar da geliyor. Korkuyor, kaygılanıyoruz.
Neyse… Bu korona tufanı elbette bitecek. “Tıp çok gelişmiş” sözünün yerine “Tıp henüz yolun başında, bir virüsle kalesi yıkılmış bir tıp ilmi var” diyeceğiz.  Tıp dünyası, demek ki bundan böyle viroloji, bakteriyoloji gibi alanlarda daha çok mesai harcayacak, hastaneler bodrum katına ittikleri, attıkları “Enfeksiyon Hastalıkları” kliniklerine daha havalı katları temin edip daha ciddi bütçeler ayıracaklar…
Çünkü tıp insanları söylemeseler de bu tür söylemlerden uzak dursalar da analistler ve stratejistler bundan böyle hiçbir şeyin bir daha eskisi gibi olmayacağını söylüyorlar. Çünkü küresel güçler COVID-19 gibi yepyeni bir savaş taktiğini keşfederek bütün dünya yüzeyinde test ettiler.
Bazı büyük devletler sağlığa yapmadıkları yatırımların bedelini ödemeye başladılar. Bu yönleriyle bütün dünyaya rezil oldular. Koskoca İngiltere’nin, ABD’nin hâl-i pürmelali hiç unutulmayacak belki de…
Bugünlerde öngörüsüyle, sağlığa yaptığı devasa yatırımlarla dünyada sadece bir lider, büyük bir alkışı hak ediyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan… Şehir Hastaneleri olsun, ülke genelindeki yoğun bakım mekanizmaları olsun, sağlık teçhizatları olsun… Hepimiz iftihar ettik ülkemizle. 
Bu belayı başımızdan defedip, yarınki "Büyük Türkiye"ye doğru adımlarımızı sıklaştıracağız inşallah.
Yarınlar bizimdir!..