Meryem Aybike Sinan

Hepimizin hayatında hiç unutamadığı güzel insanlar vardır.

O insanların en önemli özelliği biricik, sıra dışı ve özel tavırları mıdır yoksa başka bir şey mi? Açıkçası bilmiyorum, bildiğim şey ise onların çevrelerini, bulundukları her yeri güzelleştirdiği, iyileştirdiği gerçeğidir.

Benim için Süheyla Teyze de işte onlardan biriydi.

Ne zaman ramazan ayı, bayram gelse, muhayyilem sisli bir tülün arkasına saklanmış o güzel ve özel kadını alıp getiriyor ve sanki bana biraz hasret, biraz hüzün ve biraz gurbet hissiyle tefekkür et, dünü hatırla ve biraz ah et diyor.

Hatırlamalar güzeldir ancak bazen insan ruhuna ağır bir yeis bırakmaya gelir sanki. Zamanın bohçasını açtığınızda o lavanta kokuları yanında bazen naftalin kokusu da alırsınız.

Bu bayram tam olarak lavanta ve naftalin kokusunu birlikte aldım diyebilirim. Bu yalnızlık ve karantina günleri bizi biraz hassaslaştırdı mı dersiniz?

Süheyla Teyze, benim için bir lavanta kokusudur! Çünkü çocukluk hatıralarımın pek çok yerinde gördüğüm, o herkese yardımcı olan, her işi başaran, bir vefa ve iyilik remzidir.

Ramazan öncesinde bahçelere kurulan ocaklarda tek tek her eve yufka, tandır ve börekler açılırdı. Ardından başka başka hazırlıklar yapılırdı. Annem ve Süheyla Teyze dışında hiç kimse öyle hızlı ve ince yufka açamazdı galiba.

Süheyla Teyze, güzel baklava açardı. Tam kırk kat açtığı incecik yufkaları tepsiye dizişini hayranlıkla seyrederdim. Tepsi dediğim de öyle küçük tepsiler değil, sini denilen büyük ebatta olanlarıydı. Her eve özenle açılırdı. Bir de bütün bunlardan önce bir tepsi baklava açılarak oradaki çoluk çocuk, herkese ikram edilirdi.

Bu yeme içme merasiminden hemen sonra bir de halılar yıkanır, evler badana edilir, bütün mahalle çiçek gibi temizlenirdi. Bir de o güzel ve vefalı kadınlar bahçe kapılarının açıldığı sokakları da bir güzel süpürürlerdi. Hasılı topyekûn bir ramazan ve bayram hazırlığı yapılırdı.

Sanırım biz toplum olarak en çok bu kaybedilen değerli anların, o birbirinden kıymetli mahalle sakinlerinin hasretini çekiyoruz. O coşkulu bayram günlerini yaşatan, sokaklarda bayram neşesini yaşayan hiç şüphesiz dünkü çocuklar ve insanlardı. Zaten pek çok şeyi elimizden kaçırmış insanlar olarak bu korona günlerinde iyice yalnızlaştık.

Misafirsiz bayram ne çok kalbe dokunuyormuş meğer.

Yine bayram şekeri aldık, yine tatlılar hazırladık lakin o beklenen insanlardan hiçbiri gelmedi! Bayram insanlarla coşkulu imiş, kapıları dolduran çocuklarla neşeli imiş…

Bu bayram derin bir sükût ile geçti.

Birkaç ay önce birileri böyle bir şey yaşayacaksınız deselerdi buna deli saçması derdik herhâlde. Aklımız almasa da bu yeni gerçeği kabullendik kısa zamanda. İnsanoğlu neye alışmıyor ki? Her şey insan için!

Biz dünü, o masal gibi güzel yılları hayatımızdan çıkarmış insanlarız, bu korana günlerine mi alışmayacağız? Biz ki ortaya koyduğumuz şehir planlarıyla Süheyla Teyzeleri toplumdan izole etmişiz, kendimizi mi etmeyeceğiz?

On bir ayın sultanı geldi geçti işte.

Ramazan Bayramı da yola revan oldu. Biz yine kendi gerçekliğimizle baş başayız artık. Yine saatler dolusu siyaset, ekonomi ve dedikodu konuşacak, yine dünyanın bin türlü heva ve hevesiyle zamanı dolduracağız. Korona günleri bizimle yaşamaya devam eder mi? Bunu hiç kimse bilmiyor…

Bildiğim bir şey ver ki o da sanırım günlerimiz ve yaşantımız bundan böyle naftalin kokacak!