Meryem Aybike Sinan

 
En önemli bilim dallarından birisi hiç şüphesiz tarih ilmidir.
Tarih yapanları da tarih yazanları da ve tarihi değiştirenleri de bilmiyoruz. Türk tarihini bir bütün olarak bizlere niçin öğretmediklerini hakikaten hep merak etmişimdir.
Bugün “Türk Tarihi” denince birkaç imparatorluk ve devlet dışında ne biliyoruz? Milyonlarca lise mezunu genç, mesela Delhi Türk Sultanlığı'nı, Kazan Hanlığı'nı, Altın Orda Devleti'ni, Kazak Hanlığı'nı, Özbek Hanlığı'nı, Kırım Hanlığı'nı ve kimler tarafından, nerede kurulduklarını biliyorlar mı? Normal şartlarda bir lise mezunu bunları bilmelidir, öğrenmelidir diye düşünüyorum...
"Efendim işte bunlar 'Z Kuşağı'dır, bunlar farklıdır, ilgi alanları değişiktir" kabilinden yığınla mazeret ileri sürenlerin gözden kaçırdığı şey nedir biliyor musunuz? Diğer ülkeler tam aksine millî bir strateji ile eğitim hayatlarını şekillendiriyor, tarih ve medeniyetlerini her anlamda gençlerine öğretip sevdiriyorlar.
Biz ise bırakınız Genel Türk Tarihini çocuklarımıza öğretmeyi, neredeyse yarım yamalak verdiğimiz tarih dersini bile tamamen kaldırıp kaldırmama arasında bir tereddüt içindeyiz!
Azerbaycan Cumhuriyeti, okullarında “Ortak Türk Tarihi” okutma kararı aldı ve geçtiğimiz aylarda basılan ilk kitap Azerbaycan’daki okullarda okutulmaya başlandı. Kardeş Kazakistan diyoruz lakin kardeşimizin dünden bugüne kadar başından geçenleri, Kazakistan tarihini hiç bilmiyoruz! Merak da etmiyoruz! İşte siz kıymetli okurlarımıza Kazakistan tarihiyle ilgili oldukça basit bir iki soru sormuş olayım:
“Ulu Jüz, Orta Jüz, Küçük Jüz” ne demektir?
“Ruslar, Kazan’dan gelen din âlimlerini neden Kazakistan’a sokmamıştır? Orenburg Müftülüğü ’nün yetki alanını sınırlandırarak Kazaklar bu müftülüğün kontrolünden niçin çıkarılmıştır? Rusların bütün Türkistan coğrafyasında gerçekleştirdiği “Böl, parçala, yut ve asimile et” fikri, kimin başının altından çıkmıştır?.. Bu soruların cevaplarına ulaştığınızda hayretler içinde kalıyor ve elin adamı neden imparatorluğunu korumuş ve hep büyük kalmış daha iyi anlıyorsunuz!
Ve bugün bir düzine Türk devleti geçmişteki bu politikalar yüzünden hâlâ kör ve topal yürümektedir!
Tarih masal anlatmak değildir, ders almadır, ibret almadır, geçmiş ile gelecek arasında mukayese yeteneği kazanmaktır. Tarih, o milletin psikolojini, sosyolojisini, kültürünü, edebiyatını, ekonomisini, ordusunu, teknolojisini, coğrafyasını hülasa iğneden ipliğe her noktasını didiklemektir…
Tarih bilmeyen bir komutan, bir stratejist, bir bilim adamı, bir yazar, bir yönetici olabilir mi? Hele tarih bilmeyen bir siyasi, düşman başına derim… Bizim en büyük problemimiz hemen her gün siyasi meselelerle boğuşuyor oluşumuz zira bu durum ülkenin diğer gündemlerini, sorunlarını gözden kaçırmamıza sebep  olmaktadır.  
Siyaset, kültür-sanat, medeniyet, tarih, ilim ve irfan üzerine kafa yormaz! Yormuyor da nitekim… Oysa asıl mesele gözden kaçıyor, yeni kuşakları fikren, zikren ve ruhen kaybetmekteyiz...  
Hasılı tarihi anlatamamışız, edebiyatı öğretememişiz, dini kavratamamışız...
Binaenaleyh tarihini bilmeyen, ülke meselelerine bigâne, manevi hususlara duyarsız, kültürüne yabancılaşmış, kendine dair her ne varsa burun kıvıran, değerler manzumesiyle dalga geçen, hedonik zevkleri için bütün bunları gereksiz gören bir kuşak gelmiş ve kapıya dayanmıştır. Acun’un kanalında yarışmalara ayılıp bayılan bu kuşağın güldüğü ve ağladığı şeylere baktığımızda ise “bugünler galiba bizim iyi günlerimiz!” diyorsunuz!
Hülasa tarih bilmek şart! Nitekim tarih, hep tekerrür etmiştir!