Meryem Aybike Sinan

Birileri bu aralar fena havalara girmiş…
Kendilerini İzmir’in belediye reisi değil de padişahı sanıyor olmalı ki devletlum para basmaktan, bayrak açmaktan bahsediyor! Bu garabete gülelim mi ağlayalım mı şimdi?
İzmir bunu hak etmiyor… İzmir için canını feda eden alplerin, erenlerin ve gazilerin ruhu inciniyor... Birkaç yıl evvel TRT İzmir Radyosunda hazırladığım programa katılan Orta Çağ Tarihçisi Prof. Dr. Adnan Çevik Hoca ile yaptığım bir söyleşide, söz İzmir’e geldiğinde Adnan Hoca bana şöyle demişti:
"Meryem Hanım, İzmir denince akla gelmesi gereken ilk isim Umur Bey’dir. Bu cengâver komutan Aydınoğlu Beyi Mehmet Bey’in oğludur. Umur Bey, İzmir bölgesi için çok önemlidir… Lütfen onu romanlaştırınız!.."
O tarihten sonra Umur Bey’i etraflıca okuyup araştırmaya başladığımda karşıma hakikaten çok farklı, sıra dışı bir şahsiyet çıkmıştı. Çok genç yaşlarından itibaren savaş meydanlarına çıkıp Latinlerle, Rodos Şövalyeleriyle, Bizans askerleriyle sık sık vuruşan ve büyük başarılar elde eden gözü pek bir Türk beyini görmüştüm.
Henüz 18 yaşlarında iken babası İzmir ‘Yukarı Kale’ yöresine yönetici olarak atadı. Ve genç Umur Bey, neredeyse ömrünü İzmir’i bütünüyle fethetmek için harcadı…
XV. yüzyılda Enverî'nin yazdığı “Düsturname” adlı esere göre Umur Bey, Birgi’de doğmuştur. 39 yaşında vefat eden Umur Bey'in 21 yılı bilfiil gaza meydanlarında geçmiştir! Umur Bey, Mora Seferi sırasında -ki İstanbul’un fethine daha yüz yıl varken- gemilerini karadan çektirmiş önemli bir denizcidir aynı zamanda.
Enverî, Düsturname’sinde Umur Bey’in, Osmanlı Devleti’nin önemli isimlerinden Orhan Bey ile hareket ettiğini, mantıklı, dirayetli ve hikmetli bir kişilik olduğunu anlatır.
Yine aynı kaynakta, gazilerin “Gazi Umur Bey canı için” diyerek "yemin" ettiklerini, yeniçerilerin de ilk zamanlarda “Umur Bey kispetidir” diye Umur Bey’in giydiği biçimde bir başlık kullandıkları anlatılır.
“Oruç Bey Tarihi” adlı kitapta ise Oruç Bey’in, deniz gazilerini “Umur Bey Müritleri” diye andığı ifade edilir.
Ve Umur Bey, İzmir’i Şövalyelerden almak için 1348 yılında İzmir Kalesi önünde şehit olmuştur...
Umur Bey’in, nice gazi, alp ve erenin uğruna ömrünü ve canını verdiği şanlı İzmir’i bugün babasının malıymış gibi gören, İzmir üzerinde hoyratça siyaset yapan, olmadık saçmalıklar serdeden bu insanları gördükçe hakikaten ürperiyor insan.
İzmir’e özel bayrak, özel para birimi düşüncesi bile korkunç!
Akla ziyan bu saçmalık da nedir böyle? Bu cümlelere gaflet mi, hıyanet mi diyeceğiz? Bu nasıl bir psikolojidir, bu nasıl bir kafadır diye soruyorsunuz? Lakin her kurulan cümlenin arka planını iyi irdelemek lazımdır.
Velev ki…
Umur Bey, yattığı yerden kalksa şunun suratına şöyle okkalı bir tokat aşk etse ve dese ki: “Oğlum, burayı biz aldık, biz! Buranın bayrağı belli, dini belli, dili belli, tarihi belli, sen kimsin, nesin, derdin nedir?”
Caddeleri kokan, kaldırımları erimiş, şehir merkezinde yeşili tükenmiş bu kenti abat etmek, inşa ve ihya etmek varken sen kalk, akla ziyan açıklamalarda bulun! Kendi görev alanından bihaber olan bu kişiye birisi şehri gezdirse de yapılacak yığınla işleri görse! Bu işi yapamıyorsa da bıraksa ve saçmalamasa artık!
İzmir’i umursuyoruz ve uzun zamandır, İzmir üzerinde bir oyun tezgâhlanıyor ve bunun farkındayız. “Çav Bella” meselesiyle fitili ateşlenen bu tezgâh, kimin başının altından çıkıyorsa şayet devletimiz bu “tezgâhbaşı"nı elbette bulacak ve bugün Umur Bey’in yapamadığını devletimizin demir yumruğu yapacaktır!
Bu coğrafyada Umur Beyler bitmez!