Meryem Aybike Sinan

Geçtiğimiz günlerde Kazakistan Büyükelçisi Sayın Abzal Saparbekuly ile yazmakta olduğum yeni romanım vesilesiyle sohbet etme imkânı buldum. ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan, Türk kültür ve medeniyet tarihine hâkim, Türk dünyasının meselelerine gerçekçi bakış açıları getiren vizyoner bir diplomat Sayın Saparbekuly. “Türkiye benim gençliğimin geçtiği ülkedir, tarihi, doğası, zengin kültürü ve insanı ile hep büyüleyici olmuştur. Türkiye Doğu ve Batı medeniyetlerinin kesiştiği ve bir uyum oluşturduğu yerdir. Bugün Türkler, bir yandan kendilerini Hunlardan Göktürklere ve Selçuklulardan Osmanlıya kadar bütün Türk devletlerinin devamı olarak görürken, Türk dünyasının istikbalinden de kendilerini sorumlu görmektedir. Bu, biz Kazakların öğrenmesi gereken bir erdemdir" diyor.
Sayın Büyükelçi’nin “Bu, biz Kazakların öğrenmesi gereken bir erdemdir” cümlesi hakikaten Türkiye’ye atfettiği önem açısından çok kıymetli. Büyükelçi Saparbekuly’a "Türk dünyasının en büyük meselesi nedir?" diye sorduğumda verdiği cevap çok manidar ve hepimize ders olacak nitelikte:
“Türk dünyasının bugün en büyük sorunu, ortak millî bilinç ve ortak kader bilinci sorunudur. Bu konuda 1990’lı yıllara göre bir hayli yol katetmiş bulunmaktayız. Kazakistan birçok hususta öncü ve önder ülkelerden biri hâline geldi. Bunda 1. Cumhurbaşkanımız Elbası Nursultan Nazarbayev’in büyük payı ve emekleri vardır. Kazaklar, kendilerini 'Büyük Türk Ailesi'nin bir parçası olarak görmektedir. Şimdi sıradaki hedefimiz, Kazakistan’da oluşan bu millî bilinci pekiştirmek ve Türkistan coğrafyasındaki ülkelerde de yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktır. Bu bakımdan Türk Akademisinin yazdığı 'Ortak Türk Tarihi' ve 'Ortak Türk Edebiyatı' ders kitapları uzun vadede stratejik önem taşımaktadır!..”
Sayın Büyükelçi’ye “Türk Konseyi Ülkeleri uzak veya yakın bir gelecekte Avrupa Birliği benzeri bir birliktelik kurabilecek mi? Kazakistan’ın bu hususa yaklaşımı nasıldır?" sorusuna verdiği cevabın mahiyeti üzerinde oturup düşünmemiz icap eder sanırım!
“Şu aşamada Türk Keneşi üye ülkeleri arasında ekonomik, kültürel ve parlamenter iş birliği gelişmekte ve derinleşmektedir. Ancak bizim katetmemiz gereken daha çok uzun yolumuz vardır. Avrupa Birliği bir yana, biz henüz 'Avrasya Ekonomik Birliği' düzeyinde elde edilen entegrasyon standartlarını yakalayamadık. Onun için daha çok çalışmamız gerekmektedir...”
 Kazakistan Büyükelçisi Abzal Saparbekuly’nin “ortak dil” meselesi ve bu sorunun nasıl aşılacağı konusunda oldukça gerçekçi fikirleri olduğunu görüyorum:
“Türk dünyasında öteden beri farklı şiveler bulunmaktaydı. Ancak, resmî yazışmalarda ortak bir yazı dili kullanılmaktaydı. Göktürkler döneminde yazı dili olarak Orhon Abidelerinde kullanılan dil, Kaşgarlı Mahmut’un yaşadığı Karahanlılar döneminde Karahanlı Türkçesi, Cengiz sonrası dönemde Çağatay Türkçesi kullanılmaktaydı... Türkiye Türkçesini 'dil' diğer ülkelerde konuşulan dilleri de lehçe veya şive olarak tanımlamak son derece yanlıştır. Kazakça, Özbekçe, Kırgızca, Azerbaycan ve Türkiye Türkçesi dâhil olmak üzere bu dillerin tümü 'Büyük Türk Dili Ailesi'nin birer eşit koludur. Dolayısıyla biz Türk dünyasında 'ortak dil birliği' dediğimizde bütün Türk halklarının aynı dilde konuşmasını bekleyemeyiz. Zaten kimse kendi dilini bırakıp da başka bir lehçede konuşmaz. Kaldı ki böyle bir dayatma, Türk dünyasına birlik değil, ayrılık getirir..."
Sayın Büyükelçi’nin son cümlesi üzerine düşünmekten bütün gece uyuyamadım!