Meryem Aybike Sinan

Ayasofya Camii’nin uzun yıllar sonra yine “Cami” olmasına fena bozuldular!
Dünyanın en saçma bahanelerini ileri sürerek kendi karşıtlıklarını meşru göstermeye gayret edenleri gördükçe aslında şaşırmıyorum. Şaşırmıyorum zira biz Tanzimat’tan beri bu kabil aydın modeline aşinayız!
Hükûmetin yaptığı her icraat ve eyleme her halükârda reddiye ile karşılık verenlerin derdi sadece hazımsızlık olsa gerek! Demokrasiye inanan her birey bilir ki çoğunluk ne derse doğru odur! Kabul edelim veya etmeyelim hakikat de budur!
Bu ülkenin ezici bir çoğunluğu uzun yıllardır Ayasofya’yı cami olarak görmek istediğini her fırsatta ve mecrada dile getirdi. Bu durumda bizim mahkemelerimiz kendi vatandaşının arzu ve isteklerini bir kenara bırakıp, peki ne yapmalıydı?
Bu kesimin ağzına sakız ettiği “Ayasofya bir dünya mirası” lafzı, sadece güldürmüyor, ciddi ciddi düşündürüyor da aslında. Demek ki Ayasofya cami olunca artık “dünya mirası” olmuyormuş! Şu işe bakınız! Aslında dünya dedikleri de Hristiyan bloku ülkeler!
O dünyanın(!) bizi kabul etmesi, onaylaması için daha ne yapmalıydık, kendimizi unutmalı, alnımızın akıyla fethettiğimiz İstanbul’un içindeki atalar mirasını yok mu saymalıydık? Öyle ya bu ülkede bazıları için her şey o bahsettiğiniz dünya ve Yunan içindir!
Hani insan üzülüyor, milleti adına, dışarıya, dosta düşmana karşı utanıyor da!
Bu kesime diyorum ki:
Tamam anladık, siz toptancısınız, her ne olursa olsun bir kusurunu, açığını, gediğini bulur eleştirirsiniz, olmadı uydurursunuz! Lakin bir eski mabedin yine bir mabede çevrilmesi sizi neden bu kadar kızdırdı, öfkelendirdi? Hadi kızdınız, bari bu kadar belli edip, kendinizi rezil etmeseydiniz zira dünyada hiçbir ülke yoktur ki varlığını kendisine borçlu olan vatandaşları arasında bir başka ülkenin çıkarları için kendilerini heder edip, böylesine aykırı davranan sizin gibi tipler ortaya çıksın!
Sizce var mıdır, soruyorum?
Birkaç gün önce çok önemli bir liderin ölüm yıl dönümü idi.
Belki siz tanımazsınız lakin Yunanlı dostlarınız onu iyi bilirler. Dr. Sadık Ahmet! Duydunuz mu? Merhum, Batı Trakya Türklerinin lideri ve cesaretin, asaletin yılmaz savunucusu idi! O sizin tersinize, Batı Trakya’da Müslüman Türk azınlığın ibadetlerini yapmaları için, yeni camiler açılması; çocuklarının ana dillerini öğrenmeleri için müfredata Türkçenin konması; lideri olduğu Batı Trakya Türklerine demokratik haklarının verilmesi için mücadele etti.
Peki Yunan dostlarınız o hakları verdiler mi?
Vermediler, aksine her şey, günbegün daha da kötüleşti ve:
Dr. Sadık Ahmet, bu asil mücadeleyi verirken şüpheli bir şekilde, bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
“Sadece Türk olduğum için hapse götürülüyorum. Eğer Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum; Türk'üm ve öyle kalacağım!"
Merhum Dr. Sadık Ahmet bugün yaşıyor olsaydı o mahşerî cuma namazına ne yapar, eder, heyecanla koşar gelirdi. Geri döndüğünde tutuklanacağını, vatandaşlıktan çıkarılacağını da bilse yine durmazdı.
Çünkü Türk’ün millî seciyesiyle yoğrulmuş bir zihin başka türlü davranamazdı. Bu ülkenin iç siyaseti başka bir şeydir, dış politikası başka bir şeydir! Muhalefet mevzuunu fazlaca abartıp bir düşmanlığa, intikama ve hırsa dönüştürdünüz. Artık tanınmaz hâldesiniz!
Bakınız merhum Arif Nihat Asya size ne demiş:
Tarihine yüz vermeyen
Tarihten yüz bulmaz olsun
Kendisi de benzeri de
Olmaz olsun, olmaz olsun!