Meryem Aybike Sinan

 
Karabağ denince benim aklıma Hurşit Banu Natavan gelir.
Tabii ki birçok insan haklı olarak Hurşit Banu’yu tanımaz, bilmez zira sınırlarımızı ayıranlar edebiyatımızı, tarihimizi ve kültürümüzü de ayırmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar lakin ısrarla, inatla unutmadık, unutturmadık, unutmayacağız!
Önceki gün ünlü Rus gazetesi Gazete.Ru, bir haber yayınladı. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın karısı Anna Hakopyan’ın 13 kadın askerden oluşan bir müfrezenin bir parçası olarak askerî eğitime başlayıp cepheye gideceğini yazdı. Facebook’ta “Vatanımızı ve haysiyetimizi düşmana teslim etmemeliyiz” şeklinde açıklama yapan Hakopyan’ın da kocası gibi maceraperest ve aptal olduğunu gördük!
Bölgeye kadın askerleri ve kadınları toplayarak güya dünyanın ilgisini çekmeye çalışan bu aptal kadının hezeyanlarını okuyunca, aklıma muhteşem ve muhterem bir Türk kadını geldi! Karabağ’ın son Han’ı, Hurşit Banu Natavan!
Hurşit Banu Natavan, 1830 yılında Şuşa’da doğdu. Karabağ Han’ı Mehdikulu Han’ın kızı, İbrahim Halil Cavanşir Han’ın torunudur. Annesi ise Gence Hanlarından Uğurlu Bey’in kızı Bedircahan Hanımdır. Hurşit Banu’nun Karabağ ahalisinde adı “Dürr-i Yekta” ve Han Kızı’dır!
Hurşit Banu, Karabağ Sarayında özel eğitime tabi tutulmuştur. Babasının vefatıyla ailenin tek çocuğu olarak “Hanbike” “Haniçe” olarak, Karabağ Hanlığı’nı yönetmeye başlamıştır.
Ne yazık ki Çarlık Rusya’sının Kafkasya’daki hâkimi General Vorontsov’un Azerbaycan topraklarındaki diğer hanlıklar da dâhil Karabağ Hanlığını da kendisine katmasıyla Natavan, annesini alarak Tiflis’e gidip adı geçen General ile görüşüp topraklarını geri istemiş ve mücadele başlatmıştır. Ancak topraklarını geri alabilmesi için kendisine Çarlık Ordusu subaylarından General Hasan Han Usmiyev adında bir Kumuk Türkü ile evlenmesi şartı koşulmuştur.  
1850 yılında Hasan Han ile evlenen Natavan, bu evlilik nedeniyle Tiflis ve Dağıstan’da yaşamış ve iki çocuğu dünyaya gelmiştir. Hasan Han’ın görevinden dolayı birçok ünlü siyasetçi, yazar ve askerle tanışmıştır. Mesela o yıllarda bölgeyi ziyaret eden ünlü Fransız yazar A. Dumas “Kafkasya’ya Seyahat” kitabında Hurşit Banu Natavan’dan hayranlıkla söz etmektedir. 
Bir süre sonra bu şartlı ve zorlama evlilik hastalanmasına yol açmış, Hasan Han’ın kendisini ve çocuklarını terk edip Dağıstan’a gitmesiyle, çocuklarını alarak Şuşa’ya dönmüştür.
Hayatı bir trajediler geçidi gibidir... 19. yüzyılda Azerbaycan’ın, özellikle de Karabağ’ın sosyal-kültürel ve siyasi hayatında ve dahi edebiyatında önemli bir yeri vardır Hurşit Banu’nun. Geleneksel Türk resim sanatlarından oluşan “Gül Defteri” adında resim albümünde Şuşa ve Dağıstan resimleri ile şiirlerine konu olan lale, karanfil ve menekşe gibi çiçek resimleri de vardır. Yine birbirinden muhteşem şiirleri Bakü’de “Şukufe Mecmuası” adlı şiir kitabında toplanmıştır. Kendi parasıyla 6 km su kanalını bağladığı çeşme “Han Kızı Bulağı” adıyla bugün Şuşa’da varlığını korumaktadır...
Uçsuz bucaksız arazileri, köyleri ve fabrikaları olan Natavan, Şuşa’da yoksul ailelere yardım etme, yoksul kızlara çeyiz dizme, imar ve inşa faaliyetleri gibi çalışmalarla kalmamış çok uzaklardaki Azerbaycanlı talebelere, şair ve yazarlara da yardım elini uzatmıştır. Öyle ki bu muhteşem kadının şöhreti Kırım’daki Tercüman gazetesine kadar ulaşmıştır...
Bugün Karabağ anılırken Karabağ’ın son Han’ı, Hurşit Banu Natavan’ı da bütün dünyaya anlatmalı ve dolayısıyla bu toprakların yüzde yüz "Türk Malı" olduğunu bütün cihana duyurmalıyız.