Meryem Aybike Sinan

 
Sözün itibarının kalmadığı bir çağdayız artık.
Ruh ve gönül dünyasında bir fetret dönemini yaşıyoruz. "O da ne ki?" diyenleri duyar gibiyim. Biz bu son yarım asırda ruh ve gönül dünyasını, bu iki görülmez ama baştan sona en kıymetli hazinemiz olan bu kavramları öylesine çok kirletip, öylesine çok paramparça edip, kırıp, dağıttık ki şimdi toplum olarak bunun bedelini ödüyoruz.
Toplum olarak “biz” olmayı bırakalı hayli zaman oluyor. Bu millet her konuda biz diyen, yüksek bir ictimai hayat için nefis vadisinde “ahlak ve fazilet” konusunda yarışan ve kendinden geçen bir toplum idi.
Gündelik hayatta “söz” vermek ve verilen sözü yerine getirmek ise sağlam bir karakter, sağlam bir irade ve nefis terbiyesinden geçmenin en önemli merhalesiydi.
Bugün bu merhalelerin toplumun kahir ekseriyeti için hiçbir ehemmiyeti kalmamış gibidir. Utanma, arlanma, vicdan, ahlak, fazilet, vefa, diğerkâmlık gibi hatıralı ve özgün ağırlığı olan bu sözcüklerin hakkını teslim eden ne kadar az insan kalmıştır. Bu ne çok yürek yaralayan bir hakikattir! Geçmiş kültür, medeniyet ve irfan ehline ise bir ihanettir aslında. Zira az kaldı, bu kavramlar da tedavülden kalkmak üzeredir!
Tedavülün biricik dolaşanı ise ne yazık ki riya, yalan ve entrikadır!
Bir toplum verdiği sözü tutan, yerine getiren insan kaynaklarıyla güven tesis eder. Birey olarak, topluluk olarak artık verilen sözler unutulup yerine getirilmiyorsa, verilen sözler inkâr ediliyorsa ve bundan herhangi bir utanç hissedilmiyorsa, yüz kızarmıyor, vicdan sızlamıyor, ruh hicap duymuyorsa, korkulan, gelecek olan, gelmiştir gayrı…
Verilen sözler ile ilgili ne çok bilgece söz söylenmiş;
“Bugün sen ve ben değil de biz olabilecekken, tutmadığın sözler yüzünden iki ayrı insanız!” (La Edri)
“İnsan bir ağaca benzer, kökü ahdinde durmaktır!” (Hazreti Mevlâna)
“Söz verirken acele etme, çünkü söz namustur” (Hazreti Ali)
“Söz vermek öyle bir hastalıktır ki şifası vefasıdır! (Erzurumlu İbrahim Hakkı)
“Müslüman olduğunu söyleyip de sözünde durmayan, yaptığı anlaşmalara uymayan kimse, İslamiyet’in aleyhine çalışıyor demektir!" (Hadis-i şerif)
Demek ki neymiş? Hem bu dünya için hem sosyolojimiz için hem de uhrevi hayat için verilen söz çok önemlidir. Söz namustur haysiyeti olana.
Verilen söz senet idi hatırlayana! Ahlakın imzası her şeye yeterdi!
Söz vermenin bir ağırlığı, yani yapamayacağı sözü vermeyen, verdiği sözü yerine getiren basit bir sistematiği vardı. Peki insan sözünde durma meselesine ahlak ve fazilet dairesinde yaklaşırken bugün ne oldu da böylesine riyakâr oldu?
“Ey iman edenler sözlerinizi yerine getirin!” (Maide 1)
“Ahde vefa edin; hiç şüphesiz verilen sözlerden dolayı hesap sorulacaktır” (İsra 34)
Her şeyi unutan insan, bu kutsal buyrukları dahi hatırlamaz oldu! Dili yalana, dolana alışanın kalbi de yaptığı iş de doğru olmaz… Güvenilmez ve itibarsız kişidir gerçekte… İnsanları kandırabilir, tutmadığı sözleriyle gönüller incitip kırabilir, yalan, dolan ve entrikalarıyla bir süreliğine mutlu ve mesut da olabilir… Lakin hafızası ve vicdanı ona her defasında ne kadar güvenilmez olduğunu mutlaka hatırlatacaktır…
Bir kimsenin geride bırakacağı en asil mirası sözünün eri olup olmadığıdır.
Bir de verdiği sözü yerine getirmektense, yalana ve bahanelere sığınan insan modeli vardır ki bu dönüşlerini ise sudan sebeplerle izah ederler… Söz verdikleri insanı suçlayarak kendilerini aklamaya çalışırlar. Bu iki yüzlü hâlleri ne gülünçtür zira mizahın izahı yoktur! Bazı insan için söz senettir lakin böyleleri için senet bile güvence değildir!  
Allah bu kabil insanları güzel insanlardan beri kılsın.