Meryem Aybike Sinan

Gerçekte, sorsanız bugün Kırım’da neler olup bitiyor bilmezler!
Kerkük’te hâl ve ahval nasıldır sormazlar!
Doğu Türkistan’da zulüm necedir, düşünmezler!
Batı Türkistan nerede başlar nerede biter anlamazlar!
Düne kadar Türk coğrafyasının tek bir derdiyle dertlenmeyen, bu coğrafyalarda neler olup bitiyor diye bir saniyesini bile ayırmamış birileri son günlerde gazete ve dergilerinde Türk milletinin yaşadığı coğrafyalara yeni yeni isimler uydurma, yeni sistematikler kurma peşine düştüler...
Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, İsa Yusuf Alptekin, Mustafa Cemil Kırımoğlu, Dr. Sadık Ahmet, Nejdet Koçak, Ebulfeyz Elçibey, Osman Batur vs. adını hiç bilmez tanımazlar ve hatta geçmişte haklarında tek satır yazı yazmışlıkları ve okumuşlukları olmadığı gibi yazıp çizenleri de Turancılıkla, Faşistlikle suçlayanların bugün birden garip bir hevesle bu bilmedikleri alanlara bodoslama dalmaları böyle bariz hatalar yapmalarına sebep oluyor. Bilerek veyahut bilmeyerek ortaya koydukları bu kabil yazılar, haberler ve yorumlarıyla telafisiz hadiselere ve yanlış anlaşılmalara kapı aralıyorlar…
Geçen gün gazetenin birinde yine şöyle bir aymazlık vardı:
120 milyon Türk'ün yaşadığı coğrafyanın neden bir adı yok? Ankara’dan Bakü’ye, Tebriz'den Dedeağaç'a, yaşadığımız coğrafyaya bundan sonra Oğuzeli diyelim!”
Yani Türkiye ismini bırakıp ‘Oğuzeli’ yapacakmışız? Şu şark kurnazlığına bakınız! Meselenin özü burada yatıyor!
Bu arkadaşa alkış mı tutalım ne yapalım? Öyle ya, bugüne kadar hiç kimsenin aklına gelmeyen bir isim bulmuş Türkeli’ne! Ne demiş? Oğuzeli! Asrın Dede Korkut’una aslında bir de takdirname verelim! Bakar mısınız ne kadar birleştirici ne kadar bütünleştirici ve ne kadar bilimsel yaklaşmış meseleye!
Bugüne kadar Türkoloji çalışmalarına, Türk dünyası gerçekliğine burun kıvırıp gereksiz görenler, sığ bilgileriyle Türk milletine yeni adresler, yeni çakma adlar bulmaya çalışıyorlar. Dün bin yıllık “Uludere” ismini “Roboski” yapanlara ses etmeyenler, bunda bir beis görmeyenler bugün Türkiye ve etkisindeki diğer Türk coğrafyalarına kalkmış “Oğuzeli” diyor!
Bu arkadaşın kendisine hemen sormuş olayım; bu ucube tasnifi yaparken neye ve hangi bilimsel kritere göre yaptınız? Bu coğrafyanın adının olmadığını nereden çıkardınız? Türk milletini “Oğuz, Kıpçak ve Karluk” diye ayırarak, bölerek ne yapmaya çalışıyorsunuz?
Türk milleti, dalları budakları olan gövdesi oldukça derinlere kök salmış büyük bir millettir. Bir aile tasavvur ediniz ki herkesin bir ismi vardır lakin bu insanların genel anlamda toparlayıcı bir soy ismi vardır. İşte aile içinde adı Oğuz, Kıpçak, Karluk olsa da son kertede üç kolun soyağacının genel adı Türk milletidir…
Maalesef bugün dili olan konuşuyor, eli olan yazıyor!
Ama bu çokbilmiş arkadaş, yok diyor, köke ne gerek var, ben bir dalını budayıp onu toprağa gömüp bir isim takayım, geriye kalan ağacın dalları ve kökü gerekmez!
Öyle ya bilmez ki köksüz dallar çalı olur!
Azerbaycan Zaferi’yle “Türk Milliyetçiliği” tavan yaptı. Belki de son bir asırdır karındaşlarla böyle bir millî dayanışma örneğini yaşamamıştık. Ancak hiç kimse unutmasın ki biz bugünleri dün “Azerbaycan-Türkiye” diyen, “Tek millet iki devlet” diyen, “Azerbaycan yüreğimde bir şah damardır” diyen bilim, kültür ve sanat elçilerine borçluyuz. Bu kurulan köprüler uzun bir sürecin neticesidir.
Bu meseleler popüler kültürde, ayakta atıştırılacak mevzular değildir. Bu ilgili arkadaş bilsin ki coğrafyalara isim vermek kendi çocuğuna isim vermeye benzemez.
Bırakalım bu önemli mevzuları, ehil insanlar konuşsunlar...