Meryem Aybike Sinan

 
Kardeş ülke Kazakistan’ın tarihini pek bilmiyoruz.
Oysa atalar yadigârı bu ak topraklar, çok büyük acılara ve dehşetli yıllara sahne olmuştur. Tarihimizi yekpare olarak öğrenme şansını bulamadığımız için parça parça edilmiş bu millet, acısını da kederini de yine yalnız ve tek başına yaşadı…
Bazen şöyle etraflıca düşündüğümüzde tarihin de talihin de Türk milletinden taraf olmadığını düşünüyor insan. Türk milleti sayısız devlet kurmuş iken Rusya denen bir devlet yoktu mesela. Moskova Knezliği, bir zamanlar Altın Orda devletine bağlı küçük bir prenslikti!  
Sonra talih ters döndü.
Moskova Knezliği çarlık oldu, imparatorluk oldu, yayıldı yayıldı ve bir daha sırtı yere gelmedi! Kanla beslendi, kinle beslendi, sömürüyle beslendi, acıyla, işkenceyle, vahşetle beslendi…
Rusya tarihi, aydın kıyımlarıyla ünlü bir tarihtir.
8 Aralık tarihi Ahmet Baytursun’un infaz edildiği gündür!
Kazak fikir ve edebiyatının en önemli isimlerinden birisidir Ahmet Baytursun. Kazak dil biliminin temelini atan bir bilim insanı olmanın yanında aynı zamanda millî tarih, millî kimlik arayışında olan bir fikir ve siyaset adamıdır da.
1905 yılında Karkaralı şehrinde görev yaparken Çar Hükûmetinin sömürgecilik siyasetine karşı diğer Kazak aydınlarla birlikte bir karşı duruşa geçerek, Kazak halkının ayrı bir halk olup, kendi millî kimliklerini korumaları için kendilerine ait bütün hakların iadesini istediler. Baytursun, bu ayaklanmadan sonra tutuklandı ve aylarca Semey Hapishanesi'nde yattı...
Hapishane hayatı artık mutad hâle gelecektir. Bir süre sonra Orenburg kentine sürüldü. Burada, Ufa’daki “Galiya Medresesi"nde okuyan Kazak gençlerinin kendi aralarında para toplayarak çıkardığı bir gazete vardır: Kazak Gazetesi... Bu gazetenin redaktörü olarak Baytursun görevlendirilir. Bu gazete, Ahmet Baytursun’un gayretleriyle Kazak millî kültürünün, edebiyatının, dilinin en önemli ve etkili yayın organı hâline gelmiştir.
Çarlık Rusya’sında 1917’de Bolşevik ihtilaliyle birlikte gazeteden ayrılıp, adını Alaş Han’dan alan “Alaş Orda” partisine girmiş ve devrin önemli aydın ve siyasetçilerinden Alihan Bökeyhan başkanlığında “Federasyon” isteğiyle Semey şehrinde harekete geçmiş ve “Alaş Orda Devleti"ni kurmuşlardır. Bu hükûmetin Millî Eğitim Bakanı da Ahmet Baytursun’dur...
Alaş Hareketi, Kazakistan tarihinde bir dönüm noktasıdır. Alaş aydınlarının fikirleri bugün dahi varlığını muhafaza etmektedir. Alaş aydınları, bütün Türk dünyasındaki aydınlar ile iş birliği içine girmiş, görüş teatisinde bulunmuşlardır. İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dilde, fikirde, işte birlik” düsturu, Alaş aydınları arasında da yankı bulmuş ve bütün Türkistan genelinde bir aydın iş birliği baş göstermiştir.
Ancak bu asil, millî hedef ve Alaş Hükûmeti’nin ömrü çok kısa sürer.
Sultan Galiyev’in de teşvik ve güveniyle Alaş Orda’dan istifa edip Komünist Partisi'ne geçip en üst makamlara kadar gelen Ahmet Baytursun, bu partide de Kazakların millî ve dinî inanışlarının mücadelesini vermeye devam ettiğinden Lenin’in ölümüyle bütün milliyetçiler gibi o da “Pantürkizm” gerekçesiyle tutuklanmış ve Stalin’in emriyle 1938 yılında kurşuna dizilerek idam edilmiştir. Tıpkı Sultan Galiyev gibi, tıpkı Alihan Bökeyhan gibi, tıpkı Ahmet Cevat Ahundzade gibi...
Türkistan’da böylesine bir aydın kıyımı yaşanmasaydı bugün Türk tarihi başka türlü seyredecekti... İşte bunca asimilasyon, aydın kıyımı ve türlü acılar çektirilmiş olsa da bütün Türk coğrafyası bugün küllerinden yeni baştan dirilmiş ve dimdik ayağa kalkmaktadır.
Hasılı bugünü, dünün serdengeçtilerine borçluyuz!