Meryem Aybike Sinan

 
Adı Ramin Sadıgov…
Azerbaycan Şeki doğumlu. Türkiye’de Bayburt Üniversitesinde görev yapıyor.  Türk ve Rus tarihini en iyi bilen üç beş bilim insanından birisi. İyi derecede Rusça biliyor.
“Kanlı Dört Yıl/Rus İç Savaş Tarihi 1917-1920" adlı araştırma inceleme adlı kitabı Nobel Yayınları arasında neşredildi. Dr. Ramin Sadıgov’a "neden bu çalışmayı yaptınız?" diye soruyorum. Ramin Hoca şöyle cevaplıyor:
“Rus İç Savaşı, dünyanın en kanlı iç savaşlarından biri. Aynı zamanda Bolşeviklerin kendi ideoloji, program ve kararlarını Rus toplumuna dayatmaları, zorla kabul ettirmelerinden kaynaklıdır. Konuya ilişkin literatür taramasında Türkiye'de bu konuda bir eksiklik görmüştüm. Aslında bir makale diye 2016'da yola çıkmıştım. Ancak araştırdıkça bir kitap olabileceği kanısına vardım.
Osmanlı da Rusya gibi bir imparatorluktu; her ikisi I. Dünya Savaşı'nın sonucu olarak yıkıldı. Ancak Rusya'da yıkım, gözyaşı, kırılma, ölümler, milyonların ülkeden kaçışıyla sonuçlandı. Şükür Osmanlı'da öyle bir şey olmadı. Türkiye'de daha yumuşak bir geçiş yaşandı. Rusya komşumuzdur. En fazla siyasi ve askerî ilişkilerimiz tarih boyunca Rusya ile olmuştur. Rusya ile doğruca ve dolayısıyla defalarca karşı karşıya geldik, gelmeye devam etmekteyiz... Rusya tarihi, bu açıdan önemli, bilinmesi, öğrenilmesi gerekir.”
Ramin Hoca'nın imzalayıp gönderdiği kitabı yaklaşık bir aydır elimde gezdiriyordum ve ancak yeni bitti. Ciddi bir araştırmanın ve emeğin ürünü olan bu kapsamlı eseri okudukça hiç bilmediğimiz pek çok anekdota rastladım. İşte bazı notlar:
“Çoğu fabrikanın Bolşeviklerin hâkim olduğu şehirlerde bulunması, ellerini kuvvetlendirdi. Şehir nüfusunun çoğunluğu işçilerden oluşuyordu ve bu sınıfı yanlarına çekmek Bolşevikler için zor olmadı ve en büyük vaadi bu sınıfa yaptılar. Diğer yandan el koydukları fabrikaları işçilere vererek iktidarı 'İşçi Diktatoryası' şeklinde adlandırarak onları âdeta mest ettiler. Ve bunun akabinde yüz binlerce işçiden oluşan 'Kızıl Ordu' kuruldu. Açıkçası fabrikayı işçiye vererek karşılığında cephede canını ortaya koymak için ondan 'canını' aldılar. Dolayısıyla hemen hemen her cephede işçiyi ön safta kullandılar.
Bolşeviklerin günün şartlarına göre uygun gördükleri 'gasp taktiğini' muhalifler insan haklarının ihlali olarak gördüler ve işçileri rakiplerine kaptırmış oldular. Bolşevikler diğer yandan iri toprak sahiplerinden gasbedilen toprakların kullanım haklarını köylülere devretti. Köylüler de ellerindeki toprağı kaybetmemek için Bolşevikleri desteklemeye devam etti. Köylünün tavrı da iç savaşın seyri açısından belirleyici olmuştu..."
Muhalifler ile devam eden iç savaşı nihayetinde Bolşevikler kazanmıştı. Lenin bu başarılarından söz ederken şu ilginç sözleri söyleyecekti:
“Gerçekten de beklenmeyen bir şey yaşandı. İç düşmana karşı işçi ve köylüler en güçlü kapitalist ülkeler için bile tehdit oluşturacak kadar nefretle ayağa kalktılar!”
Hasılı, bu iç savaşta milyonlarca insan hayatını kaybetti. Bolşevik propagandası ile kitleler harekete geçirildi, kanlı devrimlere imza atıldı. Ancak bu kanlı devrimler gerçekleşse de bu geniş coğrafyadaki insanlar bir daha asla mutlu olamayacaklardı.
Yalan, hayal ürünü vaatlerle kandırılan geniş kitleler, W. Lenin, Lev Troçki ve Mirsait Sultan Galiyev’in tek tek sahneden çek(tir)ilmesiyle tarihin görmediği çok ağır bir baskı, zulüm ve hayal kırkılığı ile yüzleşeceklerdi zira devir Stalin zulmüne gebeydi!
Rürik Hanedanlığı, Romanov Hanedanlığı gibi Rus tarihinin pek çok farklı yönünü de bulduğumuz ve istifade ettiğimiz bu nadide eser için Dr. Ramin Sadıgov’a teşekkür ederiz.