Meryem Aybike Sinan

 
Geçtiğimiz hafta Ankara’da idim.
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ankara’daki Olağanüstü ve Tam Yetkili Büyükelçisi Sayın Hazar İbrahim’in davetlisi olarak gittiğim programda Sayın Büyükelçi, bizlere Azerbaycan Cumhuriyeti’nin “Teşekkür” belgelerini takdim ettiler.
Elbette kardeş ülkenin bu vefalı takdirinden dolayı onur duyduk lakin belgedeki ifadeleri okuyunca, kardeş ülkenin zor zamanlarında verilen desteğin Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından ne denli dikkatle takip edildiğini ve önemsendiğini gördük. Şu ifadeler ne kadar önemlidir kardeşlik hukuku için:
“Azerbaycan askerinin sahada verdiği savaşın yanı sıra 'Ülkemizin Vatan Savaşı' döneminde haklı davamızı tüm dünyaya duyurmak için medya alanında da bir savaş verdik. Bu savaşımızda yanımızda durarak gerçekleri olduğu gibi dünya kamuoyuna ulaştırdığınız için size ve gazetenize şükranlarımızı sunar, Türkiye Azerbaycan kardeşliğine desteklerinizden ötürü teşekkür ederiz.”
Azerbaycan Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Sayın Hazar İbrahim Beyefendi ile yaptığımız sohbette ifade ettiği bir cümle vardı ki iftihar ettim zira son derece doğru bir tespitti.
 “Türkiye ile Azerbaycan arasında tam yüz senedir böylesine güçlü ve muhteşem bir dayanışma görülmemişti!
En son yani tam yüz sene önce Nuri Paşa’nın Bakü’yü işgalden kurtarma seferi vardı ve o tarihten sonra kardeş ülke ile temaslarımız zaman zaman kesintiye uğradı, azaldı, zayıfladı lakin hiç bitmedi.
Özellikle bilim, kültür, medya ve sanat insanlarının birer köprü olduğu, istikamet çizdiği günlerden geçtik. Gün geldi Karabağ’dan, Hocalıdan gelen imdat çığlıklarına el uzatamadık. O çaresizlik, utanç ve acı dolu bir yumruk gibi göğsümüzün tam ortasına bağdaş kurup oturdu.
Boraltan Köprüsü’nde yaşanan facia hiçbir zaman aklımızdan gitmedi, gönlümüzden silinmedi, utanç duyduk. Almas Yıldırım adlı şairin şu dizelerini yıllar yılı unutmak istedikçe o kendini daima hatırlattı bizlere:
“Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,
Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni.
Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,
Beni siz vursaydınız, şu gâvurun yerine!..”
Tarih, kendimizi kardeşlerimize affettirmek için bir fırsat sundu bizlere. Ve Türkiye Cumhuriyeti, bu kez Nuri Paşa’nın izini sürdü. “Can Azerbaycan” dedi ve bütün Türk dünyasına ve cümle âleme örnek olacak hamleler yaptı. Tarih bu şanlı günleri unutmayacak elbette. Emeği olan herkesten Allah razı olsun.
Bu arada bizlere ve gazetemize resmî bir tebrik de Azerbaycan Cumhuriyeti Millî Meclisi’nden geldi. Aslına uygun olarak o güzel Azerbaycan Türkçesiyle paylaşmak isterim:
“Hörmetli Meryem Aybike Hanım,
Sizi gardaş Türkiye’nin tanınmış aydınını ürekten selamlayır ve Azerbaycan Veten Müharibesi vahtı (27.09-10.11.2020) verdiğiniz manevi desteğe göre teşekkür edirem.
Siz hemişe Azerbaycan'la, umumen Türk ölke ve toplulukları ile edebi-medeni bağların möhkemlenmesine çalışmış, bu sahada öz töhfelerinizi vermişiz.
Bir daha tebrik ve teşekkürlerimi yetirir, en hoş arzularımı bildirirem.
Selam ve saygılarımla…
Prof. Dr. Ganire Paşayeva
Azerbaycan Respublikası Millî Meclisi'nin Medeniyyet Komitesinin Sedri”
Evet, elbette teşekkür ve takdir edilmek için yazmadık. Bu gazete dün, başta merhum Enver Abimiz olmak üzere, Servet Kabaklı, Kemal Çapraz, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Seyyid Ahmet Arvasi ve daha nice büyüğümüz ile bizlere kutlu bir miras bırakmıştı. Biz büyüklerimizden “Türk İslam Ülküsünün, Türk Dünyasının” sadık birer neferi olmayı öğrendik. Dolayısıyla kardeş ülkelere olan görevimizi ve vefamızı yerine getirdik...  
Biz geçmişimizi hiç unutmadık, unutmuyoruz, unutmayacağız...