Meryem Aybike Sinan

Afganistan zihnimizde "mağduriyetler ülkesi" olarak kalmış bir memlekettir...
İşgaller, darbeler, başı sonu belli olmayan savaşlar, acılar, ölümler, yoksulluklar, ağır mı ağır insan hakları ihlalleri… Uzun yıllar Afgan mücahitlerin direnişini dinlemiş kuşaklar olarak bu ülkenin içine düştüğü buhranın bittiğine hiç şahit olamadık yazık ki!
3. Dünya ülkesi kategorisindeki bu ülkede uzun yıllar Taliban zulmünü yaşayan insanlar bu kez de DEAŞ gibi kanlı terör örgütünün ülkeye girişiyle başka vahşet ve trajediler ile tanış ve biliş oldular. 
Ülke şu an ciddi bir kaos ile boğuşuyor ve bu karmaşa içinde en çok mağduriyet yaşayan kesim ise ülkenin yüzde yirmisini oluşturan Türkler! Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen, Uygur, Afşar, Bayat ve Galcay Türkleri, sığındıkları Mezar-ı Şerif, Faryab, Meymene, Cüzcan, Şibirgan, Talukan şehirlerinde türlü baskı ve zorluklar altında hayat mücadelesi veriyorlar...
Afganistan’ın kuzey bölgelerine “Güney Türkistan” veya “Afganistan Türkistan’ı" dendiğini belirtelim. Peki burada yaşayan Türk toplulukları bu coğrafyaya ne vakit yerleşti?
Afganistan’da yaşayan Türklerin büyük çoğunluğu bu coğrafyalarda kurulmuş Türk devletlerinin bakiyesi olan nüfus. Gazneli, Selçuklu, Harzemşah, Timur ve Babür Devletlerinin bakiyesi olan bu Türk kardeşlerimizin büyük çoğunluğu hem dillerini hem de kültürlerini korumuş ve bugüne kadar gelmişlerdir. Diğer kesim ise Bolşevik ihtilali sonrası bugünkü Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan gibi coğrafyalardan gelerek buraya yerleşen Türk nüfus.
Maalesef pek çok Türk boyundan oluşan ve Afganistan Devleti vatandaşı olan bu kardeşlerimiz gerek ülkedeki Taliban, DEAŞ gibi terör örgütleri, gerekse de devletin kendisi tarafından her türlü şiddete ve baskıya maruz kalmakta, millî kimlikleri yok sayılmakta, sürekli olarak göçe zorlanmaktadırlar. 
Özellikle Güney Afganistan’da yaşayan soydaşlarımız için hayat hakkı tanınmamaktadır. Ölüm ve tehdit ile sürekli burun buruna yaşayan ve çocuklarını bu terör örgütlerine kaptırmak istemeyen bu insanlar evlerini, topraklarını, bütün mal varlıklarını yoktan satıp veya bırakarak ülkenin kuzeyine Güney Türkistan’a doğru çekilmektedir.
Fırsatını yakalayan ise çareyi Türkiye’ye gelmekte görmektedir.
Ancak özellikle ülkemize gelmek isteyen Afganistan uyruklu Türk soydaşlarımız türlü zorluklar ile karşılaşmaktadır. Suriye’deki Esad zulmünden kaçan Suriyeli sığınmacılara gösterilen ilginin Afganistan’dan Taliban ve DEAŞ zulmünden kaçarak ülkemize sığınmak isteyen Türk soydaşlarımız için de gösterilmesi gerekir… Bu hususta diğer Türk Konseyi ülkelerine de büyük görev düşüyor. Kazakistan ve Özbekistan bu hususta faal rol üstelenebilir mesela.
Tacikistan, Afganistan bütünüyle birer Türk devleti olmasa da bu ülkelerin bünyesindeki akrabalarımız ve soydaşlarımız için bu ülkelerle her anlamda yakın ilişki içinde olmak, soydaşlarımızın hak ve hukuklarını yakından takip etmek büyük devlet olmanın gereği ve icabıdır.
Türkiye sadece bu mazlum ve mağdur soydaşlarımız için değil, bütün insanlık için, şefkatin, merhametin remzi olan “kurtarıcı ve gözetici” olan ülkedir. Yüce Allah bu şanlı ülkeye de bu şerefli misyonu bahşetmiş.
Afganistan olsun, Doğu Türkistan olsun, Suriye olsun… Nerede insana dair bir acı varsa çaresi de ilacı da Türkiye’dir...
Sözlerimi Şair Muhsin İlyas Subaşı’nın dizeleriyle noktalayayım:
“Ne baharda böceği ne dallarda kuşları
Dinlemeyecek gönlüm, gözlerim bakmayacak
Afganlı çocuklarda bulamazsam gülüşü
Huzur göğsüme gelip karanfil takmayacak!"