Uluç Market

Öcal Uluç

“Galatasaray Başkan’ına ‘Düşman’ diyen bir Hoca’ya göreve başlar başlamaz teslim olan” ve “teslim olduğunu” da yaptığı basın toplantısında açıkça itiraf eden bir Başkan’ı yazmaya devam edeceğim.
Çünkü, herkes biliyor ki, “gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse”, diğer düğmelerin “doğru iliklenmesi” mümkün değildir!.. Hadi, “Satranç oyuncusu değilsiniz” Sayın Başkan, “yanlış yapılan ilk hamlenin başınıza neler açacağını” düşünemediniz, hiç olmazsa, ikinci adımı atarken, yani ikinci düğmeyi iliklerken, “yanlış iliklenen” ilk düğmeyi düzeltsenize…

“Hoca’nın arkasına saklanacağınızı” söylemek yerine; “Bak Hoca’m, ben kulübün başkanıyım, sen de futbol takımının hocasısın, ikimiz de sorumluluklarımızı, yetkilerimizi iyi bilecek yaşlardayız. Yetki - sorumluluk çizgisine dikkat edersek, ikimiz de mutlu oluruz, futbol takımımızın geleceğinde de problemler olmaz” diyebilseydiniz… Büyük bir ihtimalle, “Kara formalı kara çarşamba gecesi” yaşanmayacaktı… Çünkü Fatih Hoca “sorumluluğunu” bilecek, kafasını başka şeylere yormayacak; “Sizi koruma gayretleri yerine, takımına futbol oynatmanın ve Hollanda’dan iyi bir sonuçla dönmenin hesap kitabı ile uğraşacak”, ona konsantre olacaktı!..

Geçen sezon Mustafa Cengiz Başkan, “yenileceksek Türk oyuncularımızla, genç oyuncularımızla yenilelim” uyarısını yapmış ve “6 maçta 13 puan kaybeden” takımın Hoca’sını uyandırarak, Galatasaray’ı “yeniden” şampiyonluk yarışına sokmuştu!..
Sahada, “Kara çarşamba gecesinde PSV karşısındakiler gibi, koşmaktan bile aciz, mücadele etmeyi unutmuş” futbolcuları da “Sizler Galatasaray’ın oyuncularısınız. Bunu bilin, onun için onurunuzla, gururunuzla oynayın” diye uyandırmış, “Kaf Dağı’nın arkasında kalmış görünen şampiyonluk” iki gollük averaj ile kaybedilmişti!..
Ve de, ne yazık ki, Fatih Hoca “böyle” bir başkanı “düşman” ilan ederek, “gerçek Galatasaraylıları isyan ettirecek” bir kara bir tepkinin altına imzasını atmıştı!..

İnanıyorum ki, Mustafa Cengiz Başkan, “kara çarşamba gecesine en çok üzülen” Galatasaraylılar arasındadır… O gece, onun acısına acı katmıştır, o skor olarak da futbol olarak da hezimet!.. Bilmem vicdanın sızlıyor mu, Fatih Hoca’m, sızlıyor mu?..
Mustafa Başkan, sana “böyle bir miras” bırakmadı ve görüyorsun ki, “senin korumaya çalıştığın” yeni Başkan, sosyal medyada kopan kıyamete karşı, “5-1’lik kara gecenin sorumlusu olmaktan -ki, baş sorumlu sendin- seni kurtarmak için”, çıkıp “senin yapamadığını” yaptı; “Sorumlu benim” dedi!...
Hey gidi hey, “eski” Fatih Hoca, kendini bu duruma düşürür müydü?..
“Üç yıllık projeksiyon” komedisi bir yana bırakıp, “bugünün dünya futbolunun gerçeklerine dön” ve camiaya da, taraftara da ninniler söyleme!..
Üç yıllık projeksiyon eğer “30’un üzerine çıkmış bekler” ile başlayacaksa, vah ki, ne vah Galatasaray’a!.. Zaten yeterinden fazlası var Galatasaray’da, elin oğlu “19 yaşındaki futbolcular” ile senin “iskeleti 30 yaş üstündekilerle kurulu takımını darmadağın ettiğini” kara çarşamba gecesi yaşamadın mı?..

Gün bugün; sonrası işe yaramaz!..
Saygı duyduğum bazı Galatasaraylı dostlar, bana diyorlar ki; “Burak Elmas daha yeni başladı göreve… Dün bir, bugün iki… Bu kadar sert eleştirileri hemen yapman gerekiyor muydu, biraz sabretseydin ya!..”
Onlara diyorum ki, “Bir hafta içinde Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ile futbol takımının hocası Fatih Terim arasına sıkışacağını açık açık gösteren bir Galatasaray Başkanı’nı ‘daha baştan eleştirmez, uyandırmazsam, bir gazeteci olarak görevimi yapmamış’ olurum. Testi çatlayıp, su almaya başladıktan sonra ‘uyarmak’ neye yarar; o testinin su tutması ‘artık’ mümkün müdür? Bu kadar kısa zamanda ‘bu kadar hata yapan’ bir Başkan’ı uyarmamak, ‘5-1’lik kara çarşamba gecelerinin yaşanmasının devam etmesine ortak olmak’ demektir. ‘Dost acı söyler’, söylemelidir ki, ‘yanlışlar’ devam etmesin!..”
Burak Başkan, bugün bana kızacaktır, ama, yarınlarda “kimin gerçek dost, kimin günlük (!) dost olduğunu” anlayacaktır!..

Futbolumuzun kurtuluş reçetesi!..
Millî takımın başında Şenol Hoca, Galatasaray’ın başında Fatih Hoca bilmeliler ki; “artık o ihtişamlı yılların hocalık dönemi” bitmiştir.
Dünya, futbolu çok değiştirmiştir. Dünyanın en büyük kulüplerinin takımlarının ve de “en güçlü ve ekollü futbol” ülkelerinin millî takımların başlarında “genç hocalar vardır” ve “Sahalarda antik futbol devrinin bittiğini” göstermektedirler!..
Kulüp başkanları ve yönetimleri, “transfer üstüne transfer yapmanın bir şey değiştirmediğini, değişmesi gerekenin ‘antik dönem hocaları’ ile ‘günün futbolunu oynatacak zihniyeti temsil eden’ hocaların olduğunu” anlamalıdırlar. Edirne sınırından “batıya bakmak”, neyin ne olduğunu ve bizde de “neyin olması gerektiği” görmeye yetecek ve “yeni futbol dünyasına atılacak ilk adımlar” kulüplerimizin de “mali bataktan kurtulma hamlelerine” öncülük edecektir!..

Adamların utanmalı, Acun Kardeş!..
PSV-Galatasaray maçının başlamasına 10 dakika kala grup hâlinde TV’nin karşısına geçtik. Daha takımlar saha çıkmamıştı… Biraz sonra çıktılar… Ve… TV ekranına PSV’nin 11’i geldi. Galatasaray’ın 11’ini beklerken… “Paaat” yayın kesildi, reklamlar girdi… Bekle… Bekle… Ve “maç başlamak üzere iken” o “donmalarla rezil edilen” naklen yayın gene başladı. Tabii, “Ekranda, Galatasaray’ın kadrosunu göremedik” ve maçı anlatan “cin fikirli” arkadaşımız “Size daha önce vermiştim kadroyu” diyerek, sahada gördüklerini anlatmaya başladı. Bu arkadaş,” sanki, TV başındaki yüz binlerce Galatasaray taraftarının tamamının, ‘takımlar saha çıkmadan çok önce sözlü olarak verdiği’ kadroyu duymuşçasına”, PSV kadrosundan sonra ekrana gelen Galatasaray kadrosunun reklamlar yüzünden ekranda görülemediğini göre göre, bile bile, kadroyu bir defa daha saymayı akıl edemedi; yazıklar olsun… Bir defa değil bin defa…
Anlaşılan, “Fenerbahçeli Acun’un kanalını boykot edelim” çağrısı yapan Galatasaray taraftarını “haklı çıkarmak” istiyordu, spiker kardeş… Taraftarı haklı çıkarmak için “yayını durmadan donduranlar” (her kimseler) da onunla yarıştılar galiba…

Şaka!..
İstanbul’dan bir gazeteci arkadaşım telefon etti; “Öcal, bu hafta sütunundaki ‘Şaka’ bölümünü bana ayırır mısın?”
“Tabii” dedim; “Söyle yazayım…”
“Yaz” dedi ve “Emre amade ile şen olunur mu?” der demez, telefonu kapattı.
İki gündür “sözlerinin ne anlama geldiğini” düşünüyor, bulamıyorum; onun da telefonu cevap vermiyor. “Bulan olur” ve “şakayı” bana da anlatırsa, sevinirim!..