Uluç Market

Öcal Uluç

Artık “hiçbir mazeretin yok” Fatih Hoca’m!..Artık “düşman” bir başkan yok başında, öyle değil mi?..
Ne düşmanı, “çok dost” bir başkan var; “futbolun her şeyini sana teslim etmiş” ve her isteğine, her arzuna, her söylediğine “Evet” diyen bir başkan!..
Kulübün mali durumu ortada, “harcama limiti” ortada, buna rağmen, hem de “futbol bütçesinin kaymağını yiyen futbolcular da satılamadığı” hâlde, “durmadan” futbolcu transfer ediliyor; tecrübelisi, genci, yabancısı, Türk’ü!..
Tamam da “Galatasaraylı” soruyor; mesela “gönlü Galatasaray’dan yana olan” benim gibi 66 yıldır “spor da yazan” bir gazeteci soruyor; “Sevgili Hoca’m, bu takım bunca acı tecrübeye, bunca ‘benzer yenilen’ gollere rağmen, hâlâ ve hâlâ, kaptırılan ‘gereksiz’ yan paslardan, santralardan geriye, kaleciye verilen ‘geri paslardan’ nasıl gol yemeye devam ediyor?..”
Ve de, bunca yılın “UEFA Kupası’nı alan, Galatasaray formalarının göğsüne yıldızlar taktıran” Hoca’sı, “bu bir çuval inciri berbat eden” ve Kaptan’ını, hem de “nasıl bir kaleci olduğunu yıllardır dünya aleme ispat etmiş olan” kalecisini “böylesine büyük acılara gark eden ‘kaleciye geri pas’ lanetinden” takımını kurtaramıyor?..
Hasan Sarıçiçek kardeşim “maç yorumunda “… Fatih Terim’in işi çok zor…” diyor ve sebeplerini anlatıyor, yazısını da “Terim’in yerinde ol da çık işin içinden çıkabilirsen” diyerek bitiriyor.
“Sadece dün geceki maça, oyuna bakarsak” sevgili Hasan’ım haklı… Amma…
“Durum bir maçlık” değil ki… Kaç maçlık; 5 mi, 10 mu, 20 mi, 50 mi?..
Benim Urla’daki “amatör Urlaspor takımının oyuncu ve hocaları bile” TV başında seyrettikleri Galatasaray’ın “defansındaki ‘müzmin’ hastalığı” ezberlediler; “kendi yarı sahasında, hem de bomboş zamanlarda bile yan pas -geri pas - kaleciye pas verme” hastalığını.
İşte, “tam da PSV maçında Marcao’nun, St. Johnstone maçında Aytaç’ın ‘Muslera’ya yaptırdıkları hatalardan nasıl yararlanacaklarını’ ezberleyerek, çalışarak geliyorlar ve Fatih Hoca’nın takımın karşısına çıkıyorlardı” rakipler… “Yan pas oyalaması, geri pas alışkanlığı, hele geri pas kaleciye veriliyorsa, hemen bastır, hata yaptır, ya gol gelir, ya penaltı!..” Ve… “Asıl” zorluk da buradaydı; Fatih Hoca’m, “Şapkadan her şeyi çıkaracağına” inanır; hatasız olduğuna da. “Ben” der, sözlüğünde “Biz” yoktur.
Böyle olmasa, Aytaçlar, Marcao’lar, zaafı biline biline “Muslera’ya o geri paslarını” hem de “art arda maçlarda” verebilirler miydi?..
Galatasaray, İskoç takımını İskoçya’da da, hem de “farklı yenecek” güçtedir. 38 maçlık liglerinde “36 gol atabilen” bir takım St. Johnston… Maç başına “1 gol” bile düşmüyor ama “yıllardır geri pas hastalığını tedavi edemeyen” Galatasaray, hem de İstanbul’da “1 gol attırdı” başarıyla, rakibine!..
Galatasaray taraftarları üzülmesinler; sarı kırmızılı takım, bu turu geçer; hem de çok rahat!..

Galatasaray’ın perde arkası!..
Mümkün olduğunca, her sabah, gazetelerin spor sayfalarına, spor gazetelerine göz atıyorum, “sporyazarlari.com” sitesinde “spor yazan” arkadaşlarımın yazılarını okuyorum. Şaşkınım.
“Galatasaray Başkanı’nı, yeni gelen yönetim, kendisine verilen dilekçeyi kabul ederek Disiplin Kuruluna sevk ediyor. Disiplin Kurulu, dilekçe üzerine karar vermek için gereken bilgi ve belgeleri toplamaya başlıyor. 10 günlük bir iş…” Ve… Galatasaray Basın Sözcüsü “konuyu açıklamasa”, benim anlı ve şanlı medyamın “haberi olmuyor”… mu; kötü… “Oluyor da yazmıyor / yazamıyorsa” o daha da kötü… Değil mi?.. (Yazanlar var da görememişsem, konuşanlar varsa, dinleyememişsem, onlardan özür dilerim.)
Bakın 800 kilometre uzakta, Urla’da “bana telefon hatlarından, hem de Galatasaray’ın göbeğinde yaşayanlardan, ‘Mustafa Cengiz’in ihracını isteyenlerin karargâhı hâlindeki’ Galatasaraylılar Derneğinin içinden öyle haberler geliyor” ki, yazsam bir türlü, yazmasam bir türlü…
“Bunca ‘Galatasaraylı’ muhabir, bunca yorumcu, bunca yazar mahcup olmasın” diye, “kalemim yutkunuyor”, bilgisayarımın tuşlarına basamıyorum!..
Yoksa, “Kana kan intikam” diyen ve “Mustafa Cengiz ile yönetimindeki arkadaşlarının ihracını isteyen” Liseci takımından mı korkuluyor” da ses seda çıkmıyor, spor sayfa ve ekranlarında?..
Ya “iki arada bir derede kalan” yeni yönetimin içindeki Lisecilerin, Dernek’te karşılaştıkları tepki dramı?..
Galatasaray’ın perde arkasında “bol bol malzeme var” ama, nerede “gazetecilik?..”

Trabzon’a ve Sivas’a alkışlar!..
Trabzonspor Molde’yi yenemedi ama “Ben varım” dedi; “Şampiyonluk için varım!..”
Stadı ile taraftarı ile hocası ve futbolcuları ile yönetimi ile “var olduğunu” da gösterdi. Maç 3-3 bitti ama, bu takımı eler, Trabzonspor!..
Sivasspor, bu sezonun başında, yönetimi, hocası, takımı ile “alkışlanacak” bir açılış yaptı, futbolumuzda…
Doğrusu önemli bölümleri “aynı zamanlara rastlayan” perşembe gecesinin üç maçında “zaping yapmaktan” başım döndü.
Trabzonspor da, Sivasspor da “Maçlarımızın tekrarını izleyin, 90+’daki hakemin bitiş düdüğüne kadar” mesajı verdiler; izleyeceğim.

Şaka!..
Ne oldu da, Ali Koç "birdenbire" Emre Belözoğlu'ndan vazgeçti?..
Her sabah onca gazetenin spor sayfalarını okuyorum, TV ekranlarındaki futbol haberlerini ve sohbetleri dinliyorum; belki kaçırmış olabilirim ama "bu vazgeçişinin sebebi" konusunda "inandırıcı" bir haber, bir yorum görmedim, duymadım, okumadım… "Yazan, söyleyen varsa", o arkadaştan özür dilerim.
Belki "çok güzel bir veda yazısı yazan" Emre Belözoğlu "bunu da yazar" diye bekliyorum; zira o da "TV ekranlarında yorumculuğa oturacak" galiba!..

Kim kime yaramıyor?..
Caner’in ve Sinan  Gümüş’ün Fenerbahçe’deki sonlarına bakarsak…
Ve de… “Daha önce ‘Fenerbahçe’ye gitmiş olan’ Galatasaraylıların sonlarını da araştırırsak” acaba ortaya “Galatasaraylılar Fenerbahçe’ye yaramıyor” ya da “Fenerbahçe, Galatasaraylılara yaramıyor” başlığı ile bir araştırma – manşet çıkar mı?
Hatta, Emre Belözoğlu’nu bile katarak!..