Uluç Market

Öcal Uluç

Avrupa kupalarında "kadro kurulumu itibarıyla 'en ümitli olduğumuz' iki takımdan" biri (Trabzonspor) daha başlarda elendi, öteki (Beşiktaş) "kendi sahasında 'mağlubiyet' ile" başladı.

İlk ikiye göre, "gençleştirme atağı ile 'kadro kalitesi olarak' geride oldukları" yorumları yapılan ikiliden "kurada düştüğü grup" itibarıyla, "gruptan çıkar' ümidi veren biri (Fenerbahçe), Almanya'dan "1 puan" getirdi, 3 puanı, "kaçan penaltı" ile kaçırdı!..

Kuralar çekilince, "Devler Ligi'ne yakışan bir gruba düştü" yorumları yapılan ve "asgari derece ümit veren" ötekisi (Galatasaray) ise grubun "net favorisi olan" ve hatta "bu kulvarın 'şampiyonluk adaylarının başında' gelen" rakibini yenerek, "yıllardan beri hasret kaldığı 'bir' Avrupa başarısına 'grup lideri' olarak" imza attı!..

Dört büyüğümüzün "takım olarak" durumunu "böyle" özetlerken, bir parantez de "Hocaları için" açayım… Trabzonspor'un hocası Abdullah Avcı ile Beşiktaş'ın hocası Sergen Yalçın, "başlangıç sınavlarında" Fenerbahçe'nin hocası Vitor Pereira ile Galatasaray'ın hocası Fatih Terim'den "geride kaldılar"; tablo çok açık!..

Bana göre, "en büyük sürprizi" Fatih Hoca yaptı; "sahaya sürdüğü 11 ve oynattığı 'dünün futbolundan bugünün futboluna geçiş süreci için düğmeye bastığı müjdesini veren' futbol" ile "nihayet" taraftarına "çok şey değişecek" ümidini verdi.

"Stoperlerine 'yan yan' yengeç paslaşmasını yasaklatan, kaleci Muslera'yı gol yemeğe, hata yapmaya zorlayan 'kaleciye geri paslarının üstünü tümüyle çizen' bir futbol" idi, Lazio'yu İtalya'ya "boynu bükük" gönderen!.. Bu futbol, "Süper Lig'de de devam edecek" mi, Alanyaspor önünde, Avrupa Ligi'nde "kalıcı" olacak mı, Marsilya'da göreceğiz.  

Devam ederse, "biraz sabır" ile sarı kırmızılı camianın ümidi "kalıcı başarı hedefi" ile yaşayacaktır ve de taraftara verilen "Üç yıllık bir proje ile yeni bir sayfa açıyoruz" söz ve vaadine gene de "temkinli" olarak "Artık inanılabilir" diyebileceğiz.

Neden "temkinli"; bir atasözümüz vardır; "Huylu huyundan vazgeçmez!.."

Yoo bu sözü, "Fatih Hoca için" yazmadım, sözüm "yan ve geri pas" yanlışına abone olan defans oyuncularına…

Bu çizgi devam ederse, "üstüne konula konula" sarı kırmızılı taraftarı mutlu edecek bir futbolu, evet "dünlerin değil, bugünlerin futbolunu" oynayan "Avrupalı bir takım" ortaya çıkacaktır!..

Geliyorum, Vitor Pereira'ya… Ona hayran olmamak elde değil; "Nereden, hangi torbadan çıktı" soru ve yorumları, hatta "Alın, bir Ali Koç hatası daha" iddiaları arasında Fenerbahçe'nin başına geçti. Ve de… Bugün "en ateşli aleyhtarları başta" herkesi şaşırtmaya devam ediyor; oynattığı futbolu, kararlılığı, inandığında inat ve ısrarı, dahası "sempati mıknatısı" söz ve tavırları ile "Helal olsun" sözünü hak ediyor; dilerim "devam" imkânını bulur!..

Zaman hırsızları neden korunuyor?

Artık, Süper Lig'de "VAR" var; VAR odasındaki teknoloji, "maçı uyutmak, zamanı öldürmek isteyen takımın oyuncularının maçtan kaç dakika çaldıklarını" hatta saniyesi saniyesine tespit edebilir. "Neden" uzatma dakikaları hakemlerin kol saatine bırakılıyor?..

Elbette, Fenerbahçe'nin bu konudaki açıklaması "haklı" hem de çok haklı…

Hem uzatma dakikalarının tespitinde "çalınan dakikaları tamamı ile yok etme" ilke hâline getirilmeli…

Hem de… "Hastanelik olacak gibi" yerlere yatıp, kıvranan, sonra da kalkıp "koşturanlar" için de "hakemlerin 'sarı kart' çıkarması" sağlanmalı! "İkinci sarı kart olsa" bile…

Bakın bakalım, ortalıkta "yere yatıp, zaman çalan futbolcu" kalır mı?.. Kaç yüz defa söylendi, yazıldı, nerede Federasyon, nerede Merkez Hakem Komitesi?.. "Zaman hırsızlarını korumak"; ne anlama geliyor?..

Fatih Hoca / Fenerbahçe gerçekleri…

Hey gidi hey, Fatih Hoca'm, "acı gerçeği, altını çize çize rakamları ile ortaya koyarken" seslerini çıkarmayanlar, şimdi feryat ediyorlar; "Oyundan 11 dakika 52 saniye çalındı, hakem maçı ancak 7 dakika uzattı!.."

Ve de, Fatih Hoca şikâyet ettiği zaman dillerini ve kalemlerini o "haklı" şikâyete kapayan ve de "bu konuyu defalarca ve defalarca yazan" sevgili Hıncal Uluç kardeşimi "yalnız bırakan" birçok yorumcu kardeşimiz, bu defa "koro hâlinde" haykırdılar, spor sayfalarından, TV ekranlarından; "Olur mu? Olur mu? Olur mu?.."

Elbette olmaz ama "Galatasaray'a yapılırken, 'Olur' da, iş Fenerbahçe'ye gelince, neden 'Olmaz' oluyor"; işte mesele orada!..

Bir istifanın asıl sebebi…

Geçen hafta Uluç Market'te "basketbol hakemliği kursundan hocam olan" uluslararası basketbol hakemimiz Emekli Albay Hüsamettin Topuzoğlu'nun ölümünü yazmıştım. Bu arada da, Ankara yıllarımda "basketbol hakemliği, ajan yardımcılığı hikâyemi ve hakemliği, 'Ajan yardımcılığı sebebi ile' bıraktığımı" yazmıştım.

Sevgili kardeşim Hıncal Uluç'tan gelen mesaj şöyle oldu; "Hakemliği bırakmanın gerçek sebebini yaz, 'ajan yardımcılığı' asıl sebebi saklaman içindi."

Haklıydı… Hakemliği bırakmamın gerçek sebebini (ki, sadece ben, kardeşim Hıncal ve istifamı verdiğim bölge müdürümüz biliyordu) "hakemlik hocam" ve dostum Hüsamettin Topuzoğlu'na bile söylememiştim, "üzülmesin" diye… İşte o gerçek…

"Her hafta bir iki masa, bir iki yardımcı hakemlik görevi alarak" başladığım süreci, "sevgili kardeşim Hıncal Uluç'un Faik Gökay Federasyonu'na üye olduğu haftanın ertesindeki hafta" sonlandırdım. 

Zira her hafta postacının getirdiği "görev zarfını" açtığımda, "okul maçlarında 2 başhakemlik, 2 yardımcı hakemlik, Ankara yerel liginde 5 yardımcı hakemlik, 8 de masa hakemliği olarak" 17 maçla "mükâfatlandırıldığımı" ve "Böyle devam ederse, neredeyse ayda gazetecilikten aldığım para kadarını, Ankara Bölge Müdürlüğünden alacağımı" görünce… Bölge müdürümüz rahmetli "gazeteci ağabeyimiz" Cemal Saltık'a giderek, 17 maçlık zarfı ve "hakemlikten istifa ettiğime dair dilekçemi" vermiştim… 

Şaka!...

Galatasaraylı futbolcular, "art arda Kasımpaşa ve Trabzonspor maçlarında 2-0'dan sonra galibiyeti koruyamamalarının dersini" nihayet almışlar, anlaşılan… Lazio maçında, 1-0'ı korudular…

Mükâfat olarak da, 'unutulmayacak' bir gol" ile gelen 3 puanı aldılar… Kutlarım…