Öcal Uluç

Başkanı Burak Elmas derbiden sonra mağlubiyeti “sisler arasına göndermek” ve “teknik direktörünü sahneden çekmek” için uğraştı, durdu...

Eğer Galatasaray’ın teknik direktörüne karşı zaafı olamayan ‘gerçek’ bir başkanı varsa, savunacağına, “7-8 hafta sahalarda takımının başında olamayacak olan” Fatih Terim’e şu soruyu sorması lazım değil mi; “Bunca tecrüben var, bunca defa aldığın cezaların takıma nelere mal olduğunu yaşadın; şimdi ‘Bile bile lades’ diyerek gene ve hem de ‘çok sebepli kırmızı kart görmen’ ne anlama geliyor, Hoca’m?..” 
Ve de… Galatasaray TV’de “Fenerbahçe maçını anlatırken, son dakika golü ile gelen mağlubiyet üzerine perişan olan” gençlerin, “Ah hakem ah… Ah Halil Umut Meler ah” diye ağlaşacaklarına, sana sormaları gereken bir soru yok muydu:
“Diagne – Mustafa ikilisinin beraberce oynadıklarında neler yaptıkları ortada iken, inat ve ısrarla ‘âdeta Halil’i harcamak istercesine’ bunca maçtır ‘tek santrforda’ ısrar etmek, ‘Korku dağları bekler’ sözünün ‘saha içi tercümesi’ değil midir?..”
Bak maç yorumunda Bülent Timurlenk ne diyor; … En önde Halil sevdası dün de olmadı. Fatih Terim'in değişiklikleri yine gecikti. Derbiye kadar 1,5 gol ortalaması ile oynayan Galatasaray'ın, rakibinin kalesinde genç Berke varken bile ikinci golü bulamaması Terim'in takımı adına her şeyin özeti.
Galatasaray'da soru şudur: Tek forvet Halil ile Galatasaray, Brentford'un pilot takımı mıdır?” 

*

Bir de, maçın “VAR” hakeminin “çifte standardı” için yazılanların sadece bir örneğini de yazmam gerekiyor, “mağlubiyetin faturasını sadece Fatih Hoca’ya çıkarmamak” için… Ahmet Çakar diyor ki; “VAR davetiyle Diagne rakibini ittiği için gol iptal ediliyor. Doğrudur, Diagne'nin itmesi var amaaaa... Asıl şeytanlık bundan sonra başlıyor. Bitime saniyeler kala bir korner atışında Serdar Dursun, aynı Diagne'nin ittiği gibi Berkan'ı itiyor. Diagne'nin golünü iptal eden hakem ve VAR hakemi, Serdar Dursun'un bu hareketi için penaltı daveti yapmıyor. Bunun adı hakemlik falan değil düpedüz tetikçiliktir.”
Buraya kadar tamam da, ya “Atılmamaya daha yakın Tisserand’ı atarken, “Atılmaya çok yakın Marcao’yu seyreden” Halil Umut Meler’e ne demeli?..
“Bu örnekleri” neden yazdım; sıra “onu” yazmaya geldi.

Galatasaray Başkanı Burak Elmas, maçtan sonra “uzun” bir basın toplantısı, pardon “monolog” yaptı…
“Hakem hataları üzerine konuşamadı”; zira “hatalar vardı” ama karşılıklıydı… Mağlubiyeti “sisler arasına göndermek” ve “teknik direktörünü sahneden çekmek” için uğraştı, durdu. Ne demek, ne yapmak istediğini anlamak zordu. Sonunda dedi ki; “Yarın TFF’ye gideceğim ve benimle beraber gelmeleri için başka kulüp başkanlarını da davet ettim…”
“TFF Başkanı’ndan randevu almadan ‘Yarın gideceğim’ diyen” Galatasaray Başkanı “Yarın gidemedi”; randevu “öbür güne verilince”; öbür gün gitti…
Ve de, “beraberinde başka bir tane bile ‘kulüp başkanı’ yoktu”; bu nasıl “acı” bir tablo idi!..
Görüşmeden sonra “Türk futbolunun çözümleri konusunda Galatasaray’ın masada güçlü iradesi olacağını baştan söylemiştik. Bu, bugün için de geçerli” diyen Burak Başkan’a sormak gerekmiyor mu; “Bu nasıl güç, “sizinle beraber başka kulüp başkanların da geleceğini’ söylemiştiniz, yanınızda 19 kulüpten bir tanesinin bile başkanı yoktu’; neden?..”