CUMA DİVANI

Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Pandemi öncesinde Almanya’ya sık sık kitap fuarı için gidiyordum. Bir defasında gençler programdan sonra çevremi sardılar. Beni beş dakika diyerek bir sohbete davet ettiler. Biliyordum ki o beş dakikanın bana faturası en az iki saat olacaktı. Bu itibarla kendilerine ayakta beş dakikalık bir sohbet yaptım ve “tamam sohbetimiz bitti” dedim. Eh bir şey de söyleyemediler tabii. Kendilerine;
Gelmenin bir gitmesi var ey hümam,
Gitti gelmek kaldı gitmek vesselam...
Demiştim. Evet, her gelişin bir gidişi vardı. Almanya’ya gelmiş fakat ayrılmaya da mahkûm olmuştum. Hatta öyle ki giderken dönüş biletimi dahi almışlardı.
İşte gençler dünyaya da geldik. Gelmek gitti. Ne kaldı geriye, gitmek kaldı. Hayat bu kadar kısa. Öyleyse geldiğimiz yeri unutmayalım. Yine döneceğiz. Ona göre her zaman hazırlıklı olalım. Zira dünya böyledir. En sevdiğiniz veya sevmediğiniz için sabah akşam kalsın deseniz de, gitmesin diye çırpınsanız da faydası yok. Ayrılmaya mahkûmsunuz.
Durum bu olunca gece gündüz Sayın Cumhurbaşkanımız için, “aman gitsin” diye çırpınanları gördükçe acıyorum. Zavallılar sanki kendisi gitmeyecek. Dünyaya kazık çakacaklarını mı zannediyorlar acaba?
Ne hazindir ki bizim tarihimiz son dönemlerde hep bu “gitsin” çırpınışları ile dolu.
Gitsin denilenler gidince ne olacaktı?
Vatanda güller açacaktı. Fabrikalar gece gündüz çalışacaktı. Ekonomi rahatlayacak refah ve huzur artacaktı.
Eh hâl böyle olunca kim istemezdi uğursuzların(!) gitmesini?
Peki ne oldu, uğursuz(!) sayılanlar gidince vatan mı kurtuldu, paramız on kat mı değerlendi?
İsterseniz şu gitsin denilenlere bir bakalım.
Çok çok da fazla geri gitmeyelim.
Abdülaziz Han gitsin, dediler. Gitmeyince darbe yaptılar.
Yeni gelenlerin nelere sebep olduğunu anlamak isteyenler 93 Harbi ve neticelerini okusunlar. Ayastefanos maddelerini bir kez daha gözden geçirsinler!
Sultan II. Abdülhamid Han geldi...
Memleket kalkınıyordu. Eğitim ve sanayi yükseliyordu. Dünya ile mücadele veriliyordu. Osmanlı âdeta yeniden diriliyordu.
Önce düşmanlar gitsin dediler. Olmayınca içeriyi hareketlendirdiler.
Aydınlar, askerler, Jön-Türkler, İslamcılar gitsin diye bağırıyordu.
Akif’in deyimiyle o gidince başka bir Osmanlı bulacaktık.
Sonunda darbe ile indirdiler. Düzlüğe mi çıktık?
Beş milyon kilometrekare toprak buhar oldu! Trablusgarp, Balkan faciaları ve Birinci Cihan Harbi ile felaket üstüne felaket yaşandı. Bağdat, Kudüs, Selanik, Üsküp başta olmak üzere asırlardır bizim olan yerler düşmana yurt oldu.
Ortada elindeki 780 bin kilometrekareye bayram edecek bir Türkiye bırakıldı. Süleyman Nazif, Mehmet Akif ve Filozof Rıza Tevfik’in pişmanlıklarını okuyunuz!
Sonra “Vahideddin Han vatanı sattı” teraneleri arasında o dönem de unutturuldu. Batıya güvenerek padişahına darbe yapanlar, memleketi mahv u perişan ederek kaçanlar unutturulacak hatta Ermeni kurşunları ile can verince kahraman dahi yapılacaklardı.
Ne hazindir ki, Cumhuriyet döneminde de “gitsin kurtulalım” korosu susmayacaktı.
Çok partili hayatla birlikte Menderes iktidara geldi ise de bir müddet sonra koro başlamıştı. Gitmesi gerekiyordu(!)
Baktılar millet tutuyor yine darbe vuku buldu.
Menderes asıldı. Ülke hangi düzlüğe çıktı söyler misiniz?
Ne yapılmıyordu da o yapılmıştı, Türk parası kaç kat değerlenmiş, hangi yeni fabrikalar hizmete açılmıştı? Bakınız ve bir cevap veriniz!
Demirel geldi. Barajlar Kralı diye anılıyordu. Fakat ikinci kez seçildiğinde gitsin furyası başlamıştı. Öyle ki millet seçtikçe Demirel’e olan kin ve nefret artıyordu. Muhtıralar ve darbelerle ömür sürdü. İsterseniz 1978’de gittiğinde ülkede neler yaşandı bir sorgulayınız.
Nihayet 12 Eylül Darbesi ile Demirel bir kez daha iktidardan uzaklaştırıldı. Sonrasında bu defa Özal gelmişti. Namlunun ucunda şimdi o vardı. Demirel’i hiç istemeyenler Özal karşısında millete Demirel’in meziyetlerinden bahseder oldular. Demirel de ne hazindir ki onların safına geçmişti!
Özal da kolay gitmeyecekti. Millet kendisini seviyor ve tutuyordu. Faili hâlâ meçhul bir cinayet sonucu ortadan kaldırıldı. Demirel dahi onun ölümü karşısında;
“Rahmetli ani gitti” demek durumunda kalmıştı...
Özallı on yıl ile sonraki 15 yılı değerlendiriniz. Kurtulacak denen devlet nerelere geldi. Ne kazanımlar elde etti. Bir zahmet araştırın ve yorulun. Bakalım ne bulacaksınız. Memleketin 15 yılı heba olmuştu...
Bu 15 yılın ardından iktidara gelen Erbakan da “gitsin, defolsun, beceremedi çekilsin” teranelerinden kurtulamadı. 28 Şubatçıların hışmına uğradı. Siyasetten el çektirildi.
Ne hazindir ki Erbakan’a en büyük düşmanlığı yapanlar, Recep Tayyip Erdoğan Bey iktidara geldikten sonra kendisine en büyük güzellemeleri yapmaktan utanmayacaklardı.
Zira artık hedefte Erdoğan vardı...
 
 
Aynı delikten ısırılmak!..
 
Bremen Mızıkacıları gibi hiç susmadan belki onuncu kez aynı parçayı dillendirmekteler.
Bu zihniyetin günümüz temsilcisi Can Ataklı’nın deyimiyle "deprem olsun, büyük yangınlar çıksın, sel felaketleri yaşansın, ülke parçalansın yeter ki Tayyip Erdoğan gitsin", diye bağırıyor.
Bunu diyen insanlar, buna alkış tutanlar, şu aziz vatanın güçlü olmasını ister mi?
Kim bunlar? Adına bu günlerde “FONDAŞ” diyorlar. Yani AB’den ABD’den nemalananlar!
Bugün ilk kez mi fonlanıyorlar? Elbette hayır. Abdülaziz Han, II. Abdülhamid Han ve Menderes’ten beri fonlanmaktalar. Bunların vatanı, milleti, millî ve manevi değeri olmaz. Sadece efendilerinin parası ve kendilerine buyurdukları emirleri vardır.  Mankurt gibidirler. Asla o çizginin dışına çıkamazlar.
Öyleyse ey Türk ve Müslüman uyan! Aklı başında insan aynı delikten on defa ısırılır mı?
Tam yüz elli yıldır gitsin denilenler gittikten sonra, neler kazandın ve neler kaybettin bir bak! Evet, ister darbe ister başka bir şekilde gelenler neticede hep gittiler. Hangisi hayatta şimdi? Sen yaşananları gör ve tefekkür et! Tarih unutmuyor!
Bu defa gözünde yaş da kalmayacak.
İhanet çeteleri kol geziyor. Ormanları, yeşili, milyarlarla masum hayvancağızı gözlerini kırpmadan yakıyorlar.
Seni de acımadan yakarlar. Ülke yanarken, acısını sadece gitsin denilenler çekmez. Bütün bir millet çeker. Nitekim yangınlar, kim Erdoğan’a oy verdi kim vermedi diye adres sormuyor.
Her şeyi yakıyor!
Ey millet! İki asırdır perişansın... Bu defa ya kurtuluşun ya bitişin olacak. Bir kez daha gaflet içerisine düşme, oyuna gelme!
Dinine, tarihine, ecdadına layık ol.
Öleceksen adam gibi öl!..
Mesele artık Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin meselesi olmaktan çıkmıştır. Gerçekten bu ülkenin beka meselesi noktasına doğru hızla yol almaktadır...
Bu sözlerimi; Abdülaziz Han, II, Abdülhamid Han, Menderes, Demirel, Özal, Erbakan gittikten sonrasını anlayamayanlar bundan sonra hiç anlayamayacaklardır.
Zira gelen tehlike Osmanlı’nın yıkılışı gibi büyük bir tehlikedir.
60 Darbesi, 12 Eylül ve 28 Şubat müdahalelerine benzememektedir.
Dünya yeni bir kavşağın eşiğindedir.
Bugün atacağın adımlar, yarınlarda çocuklarının nesillerinin geleceğidir.
Yanılma, artık ders al! İhanetin boyutlarını gör. Birlik ve beraberlikten ayrılma!
Bugün ormanlar alev alev. Yarın bu alevler başka şekilde tüm yurdu sarabilir.
O masum hayvanların ateşi başka şekilde vurabilir. Birileri bunun kahrını mutlaka çekecektir.
"Memleket yansın, batsın, sel felaketleri, yangınlar, depremler yurdu sarsın" diyenler mi yarana ilaç olacak? Buna mı inanıyorsun?
Evet ey Türk, Kürt, Laz, Çerkez Müslüman kardeşim uyuma! Gün, güçlü İsrail’i kurma yolunda Türkiye’nin yok olmasını isteyen Batı âlemine karşı birlik olma günüdür.
Seçim senin!
Dün Irak’ın, Suriye’nin, Libya’nın kahroluşunu zevkle izleyen, Papa’yı kırmızı halılar üzerinde misafir ettirten Batı, yarın senin yanışını da şenlik diye izler.
Unutma!..
 
TEFEKKÜR
 
Ehl-i butlânın sözün tercîh iden âdem midir
Âdem ol isterse hasm olsun bütün âlem sana
                                                        Muallim Naci
(Doğru yoldan çıkmışların sözünü yeğleyen insan mıdır?
İnsan ol, isterse düşman olsun bütün âlem sana.)