Diplomatik Muhakeme

Prof. Dr. Çağrı Erhan

Suriye meselesi, Suudi Veliaht Prens'inin durumu, İran yaptırımları, Yemen savaşı gibi konular Orta Doğu’yla ilgili en sıcak gündem başlıkları arasında yer alıyor. Ama son birkaç aydır, önce ABD basını ardından da Orta Doğu mahreçli bazı haber ajansları “Asrın Anlaşması” diye başlıklandırdıkları bir konudan sıkça söz etmeye başladılar. Konu Filistin meselesi. Hiçbir resmî açıklama veya yazılı bir metin ortada yok. Fakat birileri basına paragraflar hâlinde, “Asrın Anlaşması” olduğunu iddia ettikleri bir metni sızdırıyorlar. Bu paragraflar üzerinden tartışma sürüp gidiyor...
İsrail istihbarat servislerine yakın olduğu söylenen bir internet sitesi, ABD Başkanı Trump’ın “Asrın Anlaşması” üzerinde son çalışmalarını yaptığını ve şubat ya da mart ayında, İsrail seçimlerinden hemen önce bunu açıklayacağını iddia etti. Trump’ın böylece Netanyahu’ya önemli bir siyasi destek sunacağı yorumları yapılıyor.
Çeşitli basın organlarına yansıdığı kadarıyla sözü edilen anlaşma Filistin’i Filistinlilerden “arındırma” temelinde kurgulanmış. Hâlen işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin büyük bölümü, Mısır’ın “tahsis” edeceği Sina Çölü’nün kuzeyindeki bir bölgeye nakledilecekmiş. 1948’de İsrail’in kurulmasından sonra yıllar içinde Filistin’i terk etmek zorunda bırakılan mültecilerin de -belki- bu bölgeye gelmelerine izin verilecekmiş. Gazze’den Sina Çölü'ne uzanan bu alan, Filistin’in ülkesi olarak belirlenecekmiş. Bu arada, Kudüs’e yakın küçük bir yerleşim bölgesinde Filistin’in başkentinin kurulmasına da müsaade edilecekmiş. Burayla Gazze arasındaki bağlantı, yüksek duvarlar ve tünellerle İsrail’den ayrılmış bir kara yoluyla sağlanacakmış. Mısır ve Suudi Arabistan yönetimleri bu plana sıcak bakıyorlarmış...
Özetlemeye çalıştığım bu “plan”ın akıl dışı olduğunu tespit etmek için Filistin Meselesi’ni tüm yönleriyle bilmeye gerek yok. Bir halkın tarihsel ve hukuksal olarak kendilerine ait topraklardan zorla çıkartılarak, çölün ortasında yaşamaya mahkûm edilmesine dair iki üç cümle zikreden herkesin aklından şüphe edilir! Fakat maalesef bu zırvalar ciddi biçimde tartışılmaya açılmış durumda.
Başkan Trump’ın iktidara gelmesinden sonra Filistin konusunda yaşananları kısaca sıralayalım: ABD Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı ve büyükelçiliğini Tel Aviv’den buraya taşıdı. Trump yönetimi Filistinlilere vermiş olduğu ekonomik yardımları durdurdu. Başkan Trump “iki devletli çözümün gündeminde olmadığını” söyledi. İsrail Ulus Devlet Yasası’nı kabul ederek, Yahudi olmayan tüm İsrail vatandaşlarını ikinci sınıf vatandaş statüsüne soktu. Suudi Arabistan İsrail’le Amerikalı aktörlerin de katıldığı gizli görüşmeler yaparak, İran ve Filistin konularında tarihte hiç olmadığı kadar yakın bir iş birliği başlattı. Suriye savaşından istifade eden İsrail, Golan’daki varlığını tahkim etti; bu topraklardan asla çıkmayacağını ilan etti. İşgal altındaki topraklardaki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerine yenileri eklendi. ABD bundan sonra Filistin toprakları için “işgal altındaki topraklar” ifadesini kullanmayacağını açıkladı. Ardından da “Asrın Anlaşması” rivayetleri ortada dolaşmaya başladı...
Belli ki, ABD yönetimi içinde İsrail’in çözüm karşıtı kesimiyle yakın gruplar, Orta Doğu’daki çok katmanlı karmaşayı da fırsat bilerek, kendilerine yakın Arap yönetimlerinin destekleyeceği, dünyadan tecrit edilmiş, ekonomik açıdan çok zor durumdaki Filistinlilerin de kabule mecbur kalacağı bir planı hayata geçirmeye çalışıyorlar.
Diğer yandan Filistin Meselesi’ne, sadece bölgedeki “dost” Arap yönetimlerinin desteğiyle bir çözüm getirilemeyeceği ortada. Filistinliler tarafından kabul edilmeyen bir dayatma, adil ve kalıcı bir barışa yol açmayacaktır. Aksine böyle bir dayatma yeni gerilimlere, daha fazla çatışmaya ve insani drama yol açacaktır.
Filistin Meselesi’nin çözümü için evvela İsrail’in işgal altında tuttuğu Filistin topraklarından tamamen çekilmesi ve 1993 ve 1994’te imzaladığı anlaşmalardaki taahhütlerini yerine getirmesi gereklidir. Filistinlilere hayat hakkı tanımayan herhangi bir önerinin Birleşmiş Milletler seviyesinde de reddedileceği söylenebilir. Fakat şu da bir gerçek ki, bugüne kadar hukuk tanımayan tutumuna rağmen ABD tarafından sürekli desteklenen İsrail’in, bundan sonra daha insani ve hukuksever bir tavır takınacağına dair hiçbir gösterge bulunmuyor.