Diplomatik Muhakeme

Prof. Dr. Çağrı Erhan

Avustralya Silahlı Kuvvetleri, Afganistan’da 2007-2013 yılları arasında terörle mücadele ve barışı koruma faaliyetine katılan özel kuvvetler mensubu askerlerinin, 39 sivil ve tutuklu Müslümanı kasten öldürdüğünü açıkladı. Açıklamayı yapan general söz konusu utanç verici eylemden ötürü duydukları üzüntüyü dile getirdi. Avustralya Başbakanı da, konuyla ilgili raporu okuduğunda üzüntüsünden hastalandığını ve Afganistan Devlet Başkanı’na özürlerini aktardığını ifade etti.
Nasıl bir barışı koruma görevi bu ki, şimdilik açıklandığı kadarıyla 39 masum insan bilinçli şekilde katledilmiş. Nasıl bir ordu bu ki, ‘kan görmeye’, ‘insan öldürmeye’ alışsınlar diye özel kuvvetlere bağlı elit askerler sivilleri doğrudan hedef alıyor, tutuklu hâldeki çaresizleri namluya yerleştiriyor. Nasıl bir emir-komuta zinciri bu ki, tecrübeli üstler, acemi astlara ‘itibar kazansınlar’ diye insan avı yapmaları emrini verebiliyor.
Ortada özürle geçiştirilemeyecek ve gündemden düşürülemeyecek kadar çok büyük bir barbarlık var. Bu vahşetin 39 masumun canına kastedilmesiyle sınırlı olmadığı, Afganistan ve diğer başka birçok ülkede, yıllar boyunca çok daha fazla insanın aynı şekilde kurban edildiğine dair güçlü emareler bulunuyor. Dolayısıyla Avustralya hükûmetinin sadece 2007-2013 yılları arasında Afganistan’da görev yapan askerler ve komutanlarla ilgili bir soruşturma yaparak, suçluları en ağır şekilde cezalandırması yeterli değildir. Madem bir çok Avustralya özel kuvvetler mensubunun soruşturma sırasında kabul ettiği gibi, kasten sivilleri öldürmek acemi askerlere öz güven ve itibar kazandırmak için ‘yazılı olmayan askerî eğitim yöntemleri’ arasında yer alıyor, o hâlde bunun sadece Afganistan’da görev alan askerlerle sınırlı bir sefillik olduğunu düşünmek yanlış olur.
Avustralya denilince çoğumuzun aklına, dünyanın bize çok uzak bir coğrafyasında yer alan, uluslararası çatışmalara ve gerilimlere taraf olmayan, sevimli kanguruların ana vatanı, barışçıl bir ülke gelir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın birçok bölgesindeki silahlı çatışmalarda Avustralya askerlerinin de yer aldığını çoğu siyasi tarih kitabı yazmaz. Hâlbuki Avustralya askerleri, Doğu Timor, Endonezya, Filipinler gibi kendilerine nispeten yakın bölgeler kadar Kore, Vietnam, Irak, Afganistan, Suriye, Somali, Aden Körfezi gibi uzak yerlerde de görev yapmışlardır. Sıcak çatışmaların olduğu ülkelerde görev yapan Avustralya birliklerinin büyük çoğunluğu muharip sınıftandır. Bunlar arasında da özel kuvvetler mensupları kritik görevler üstlenmişlerdir. Avustralya hükûmetine düşen, arşivlerindeki tozlanmış dosyaları açmak, bugüne kadarki tüm deniz aşırı görevler sırasında raporlanmış ya da söylenti olarak kalmış ne kadar savaş suçu iddiası varsa, hepsini ayrıntılarıyla gün yüzüne çıkarmaktır.
Özel Kuvvetlerdeki komutanların, ‘insan öldürerek öz güven kazandırma’ barbarlığını kendi üstlerinden, onların da kendi üstlerinden ya da kendilerine özel kuvvetler kurslarında eğitim veren ‘müttefik’ komutanlardan öğrenip öğrenmedikleri açıklanmalıdır. Afganistan’daki canilik ve bunun gerekçelendirilme şekli, Avustralya’nın tüm deniz aşırı operasyonlarını töhmet altında bırakmıştır.
Avustralya ordusunun ihbarlara kulaklarını tıkamayarak olayın üzerine ciddiyetle gitmesi ve bugüne kadar 25 sorumlu tespit etmesi önemli bir adımdır. Fakat bunun arkasının gelmesi ve aysbergin tamamının çerçeveye alınması gereklidir. Avustralya hükûmeti bu cesareti gösterebilirse, geçmişte katledilen siviller Afganlı, Iraklı, Suriyeli ve belki de Vietnamlı olduğu için olup bitenleri görmezden gelmezse, belki o zaman asıl suçluya, ‘medeniyet görüntüsü altında modern barbarlar yetiştiren’ hastalıklı sosyal Darvinci sistemin şifrelerine ulaşması mümkün olur.
Ofisinde sabah kahvesini yudumlarken, binlerce kilometre uzakta bir ilkokuldaki çocukları drone atışıyla katledip, sonra atari salonunda oyununu başarıyla tamamlamış genç edasıyla evine gidenlerin maalesef cezasız kalabildikleri bir dünyada yaşıyoruz. Masumları gözünü kırpmadan hedef alan kişiler üreten modern barbarlığın kökleri kurutulmadıkça, basına yansıyan ya da yansımayan insanlık suçları işlenmeye devam edecek.