Prof. Dr. Kemal İnat

 
Halep’in muhalifler tarafından boşaltılıp Baas rejimi ve onu destekleyen güçlerin eline geçiyor olması Suriye iç savaşında önemli dönüm noktasına işaret ediyor. Ancak Halep’in düşmesi elbette savaşın sona ereceği anlamına gelmiyor.
Rejimin muhaliflerin, PYD’nin ve DAEŞ’in kontrolündeki bölgelere yönelik politikasının nasıl şekilleneceği ve Rusya ile İran’dan ne kadar destek göreceği savaşın bundan sonraki gidişatı açısından temel belirleyici olacak. Benzer şekilde Türkiye’nin PYD ve DAEŞ’e karşı mücadelesi ile PYD-DAEŞ arasındaki mücadele de Suriye’nin geleceği konusunda etkili olacak.
Halep’te yaşanan ölümlerin durdurulması konusunda Rusya ve İran’la yoğun bir diplomasi yürüterek son dönemde Suriye sorununa çok daha fazla müdahil olan Türkiye’nin bundan sonraki süreçte nasıl bir tutum takınacağı hem kendi güvenliği hem de bölgede istikrarın yeniden tesisi açısından çok önemli hâle geldi. Bütün aktörlerin kısa vadeli çıkarlarına odaklanıp uzun dönemde çok daha büyük sorunlara yol açacak politikalara yöneldikleri bir dönemde birilerinin kalıcı barış ve istikrara dair çaba sarf etmesi gerekiyor.
Bu çerçevede, Türkiye’nin yeni dönemde Suriye politikasının şekillenmesine etki edecek faktörlere değinelim...
Şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonraki dönemde de Rusya, Suriye politikamızı belirlerken en fazla hesaba katmamız gereken aktör olacak gibi görünüyor. Rusya her ne kadar izlediği Suriye politikasıyla Türkiye’nin karşısındaki blokta yer alsa da, Ankara ile Moskova arasında bu yıl içerisinde geliştirilen ilişkiler Suriye konusunda da diyalog kanallarının açılmasını sağladı. ABD’den farklı olarak, Moskova’nın Suriye’deki hedefinin belli olması Rusya’yı Türkiye açısından daha öngörülebilir bir aktör kılıyor. Halep’teki muhaliflerin ve sivillerin tahliyesi konusunda Ankara ile Moskova arasında yürütülen diplomasinin başarılı olması, Türkiye’nin bundan sonraki süreçte de Suriye sorununun çözümü konusunda Rusya ile diyaloğu sürdürmesinin faydalı olacağını gösteriyor.
İran ve diğer bölgesel aktörleri dengeleme konusunda yeterli kapasiteye sahip olan Türkiye’nin küresel bir güç olan Rusya’yı ABD ve diğer Batılı ülkelerin desteği olmadan dengelemesi mümkün olmadığına göre, Moskova ile diplomasi kanallarını açık tutmak ve hatta Suriye sorununun nihai çözümü için Moskova’yı masanın kenarındaki ana aktör olarak kabul etmek doğru olacaktır. Bu kabul, kesinlikle Rusya’nın Suriye politikasının onaylandığı anlamına gelmeyecektir, ancak altıncı yılında olan savaşın daha da uzamasının engellenmesi, yaşanan insanlık trajedisinin sona ermesi ve savaşın bölgesel etkilerinin sınırlandırılması için atılması zorunlu bir adıma işaret etmektedir.
Türkiye’nin Rusya ile görüşme masasında otururken, bu ülkenin Suriye’nin geleceği konusunda İran’la yaşadığı görüş ayrılıklarını da değerlendirmesi gerekiyor. İki ülkenin Esad yönetimi üzerinde er ya da geç bir nüfuz mücadelesi içerisine girmesi kaçınılmaz görünüyor. Halep’teki muhaliflerin tahliyesi meselesinde yaşanan sorunlar, İran’ın Suriye sorununun çözümü konusunda Rusya’dan daha zorlu bir karşı aktör konumunda olduğunu gösterdi. Bu noktada Ankara’nın, Moskova’yı karşı bloktaki asıl görüşme partneri olarak belirlemesi ve Tahran’la bu konuda yaşanan sorunların çözümü için Moskova’yı devreye sokmaya çalışması doğru bir taktiktir. Ancak bunu yaparken, Moskova’ya karşı tek taraflı bağımlılıkların oluşmasını önlemek için bir yandan da Tahran’la da görüşme kapılarını açık tutması önemlidir. İran’ın Halep konusunda izlediği saldırgan politikanın Türkiye kamuoyunda oluşturduğu hassasiyetin bu opsiyonu çok zorlaştırdığı görülüyor, ancak kendi askerî imkânları sınırlı olan Türkiye’nin Rusya ile olduğu gibi İran ile de görüşebiliyor olması sorunun çözümü açısından gereklidir.
Türkiye’nin Suriye politikasında bundan sonraki süreçte de gündemde olacak bir başka konu, Ankara’nın PYD/PKK’ya karşı mücadele çerçevesinde atacağı adımlar ve ABD’nin buna vereceği tepkilerle ilgili olacaktır. Suriye iç savaşının başından beri kapsamlı bir çözümle ilgilenmek yerine PYD’nin güçlenmesine odaklanan Obama yönetiminin giderayak bu örgüte vermeyi planladığı silahlar konusunda Trump yönetiminin ne diyeceği bilinmese de, Türkiye’nin kendi güvenliği için büyük tehdit oluşturan PYD’ye karşı mücadeleyi artırması beklenmelidir.
PYD/PKK’ya karşı mücadele Türkiye’nin Suriye politikasında, bu ülkede yaşanan insani dramın bitirilmesinin yanında en önemli hedef hâline gelmiş görünüyor.